4. İstanbul Eğitim Konferansı'nda Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Ele Alındı
Dördüncü İstanbul Eğitim Konferansı Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall Binası’nda gerçekleşti. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından hazırlanan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin ele alındığı konferans, Türkiye ve dünyadan eğitimci, araştırmacı, politika yapıcı ve uluslararası eğitim uzmanlarını bir araya getirdi.
İLKE Vakfı Eğitim Politikaları Araştırma Merkezi (EPAM) tarafından organize edilen konferans, Boğaziçi Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlendi. Türkiye'nin eğitim sisteminde dönüşümü sağlayacak ve gelecek kuşakları hayatlarının her alanlarında destekleyecek 21'inci yüzyıl becerilerinin önemi konferansın ana vurgusu oldu.
“MODELDE BÜTÜNCÜL BİR YAKLAŞIM BENİMSENDİ”
Konferansta konuşan Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Ömer Faruk Yelkenci, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin yapılandırılma aşamaları ve modelin özgün yönleri üzerinde durdu. Modelde bütüncül bir yaklaşımın benimsendiğini, fiziksel, bilişsel, ahlaki ve duyuşsal gelişim olmak üzere bütün gelişim yönleriyle ele alındığını belirtti. Bakan Yardımcısı Yelkenci modelin geliştirilme sürecinde bakanlıktaki birimlerin işleyişiyle ilgili de şu bilgiyi paylaştı:
“Program konusunda fikre sahip olunmadan eleştiriler ön yargılı şekilde gelmeye başladı. MEB’in yapılanması içinde her bir birimin izleme ve denetim daire başkanlıkları, politikalar daire başkanlıkları var. Bu başkanlıklar ürettiğimiz her politikayı izlemeye devam eder ve aksaklıkları tespit ederek tedbir almamızı sağlar. Talim Terbiye Kurulu şuralar düzenleyerek sonuçlarını, analizlerini raporlaştırır. Uluslararası kuruluşlarının raporlarını inceleyerek raporlar sunar.”

“PROGRAMDA KUTUPLU İFADELERE RASTLANMIYOR”
Konferansın açılış konuşmasını yapan Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İrfan Erdoğan da MEB tarafından hazırlanan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeliyle ilgili olumlu izlenimleri olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Öncelikle Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin tarz ve üslup olarak daha önceki programlara göre daha sade, açık ve anlaşılır olduğu gözleniyor. Nitekim daha önceki programlarda sıkça görülen kutuplu ifadelere bu modelde pek rastlanmıyor. Modelde ileri sürülen ilke ve teknikler tarif edilirken ‘eski’, ‘klasik’, ‘yeni’ ve ‘çağdaş’ gibi kalıp ve etiket niteliğinde ifadelerin kullanılmadığı dikkat çekiyor. Modelde ayrıca eski programlarda olduğu gibi ‘öğretmen merkezli eğitimden öğrenci merkezli eğitime geçtik’, ‘ezberci eğitimden yapılandırıcı sorgulayıcı eğitime geçtik’ gibi abartılı ve iddialı ifadeler de yer almıyor. Bu minvalde yeni model üzerinden özellikle öğretmenlerin kendilerini eksik hissetmelerine yol açacak bir tarz ve üsluba maruz kalmadıklarını düşünüyorum. Bu açıdan yeni müfredatın, son çeyrek asırda yaşanan müfredat yenileme tecrübelerinden sonra oluşan bir birikimin sonucu olarak doğduğuna inanıyorum.”
Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Prof. Dr. Cihad Demirli de müfredat güncellemeleri ve materyal hazırlıklarına ilişkin, 21'inci yüzyıl becerileriyle değerlerin harmanlandığı bir yaklaşım benimsendiğini ifade etti.

“TÜRKİYE’DE ÖĞRENCİLER MUTLULUK HİSSİ KONUSUNDA SIKINTI YAŞIYORLAR”
OECD Eğitim ve Beceriler Direktörü Andreas Schleicher ise 'Beceri Temelli Öğrenmeye Dair Farklı Modeller ve Dünyadan Örnekler' konuşmasında, günümüz eğitim sistemlerinin gençleri geleceğe nasıl hazırlaması gerektiğine dair bulgular paylaştı. Schleicher, gelecekte insanların sadece bilgiye sahip olmasının yetmeyeceğini, asıl önemli olanın bu bilgiyi nasıl uyguladıkları olacağını belirtti.
PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) değerlendirmelerine atıfta bulunarak, bilginin ezberlenmesinden ziyade bilimsel araştırma ve problem çözme becerilerinin önemini vurguladı. Türkiye'deki eğitim sistemi üzerine de değerlendirmelerde bulunan Schleicher, "Türkiye'de öğrenciler akademik olarak başarılı olabilirler ancak mutluluk ve kimlik hissi konusunda sıkıntı yaşıyorlar. Bu, 21'inci yüzyılın eğitim sistemlerinde temel unsurlar arasında yer almalı" diye konuştu.
UNICEF Eğitim Uzmanı Bassem Nasir de yaşam becerilerinin 21'inci yüzyıl eğitiminde kritik bir rol oynadığını vurgularken, bu becerilerin politika yapıcılar, program tasarımcıları ve eğitimcilere rehberlik edecek kapsamlı bir çerçevesini sundu. Çocukların ve gençlerin değişen iş piyasaları, teknoloji, göç ve krizlere hazırlıklı olabilmesi için eğitim sistemlerinin kapsamlı bir şekilde dönüştürülmesi gerektiğini belirtti. Nasir, yaşam becerilerinin, esnek ve uyum sağlayabilen bireyler yetiştirmede anahtar olduğunu ifade ederken, yaşam becerilerinin sistematik olarak geliştirilmesinin, çocukların kişisel, akademik ve sosyal zorluklarla başa çıkmalarına yardımcı olacağını vurguladı.
Doç. Dr. Mustafa Öztürk ise 21'inci yüzyıl becerilerinin eğitimdeki ölçme ve değerlendirme süreçlerini nasıl dönüştürdüğünü ele aldı. Öztürk, değişen beceri setlerinin, öğrenme çıktılarını ve PISA gibi uluslararası değerlendirmelerdeki başarıyı doğrudan etkilediğini belirtti. Türkiye'nin yeni öğretim programlarının bu becerilere nasıl entegre edildiği ve PISA performansına olası etkileri üzerinde durdu.
