Erkekliğin Var Oluş Hallerini Anlamaya Yönelik Bir Kitap: Erkekliğin Türkiye Halleri
BU+ etkinlikleri kapsamında düzenlenen Kitaplar Arasında buluşmalarının bu seneki ikinci konukları “Erkekliğin Türkiye Halleri” kitabıyla Güler Okman Fişek ve Hale Bolak Boratav oldu. Bir TÜBİTAK projesi olarak başlayıp kitaplaşan çalışma erkekliğin Türkiye’deki var oluş hallerini anlamayı amaçlıyor.
8 Aralık 2018 tarihinde Homer Kitabevi’nde düzenlenen Kitaplar Arasında buluşmalarının ikincisinde Hale Bolak Boratav, Güler Okman Fişek ve Hande Eslen Ziya tarafından hazırlanan “Erkekliğin Türkiye Halleri” kitabı konuşuldu. 1970’li yıllardan beri kadın çalışmalarında artış görülmesine rağmen erkeklik çalışmalarının daha az olduğunu belirten Hale Boratav, erkekliğin dünyasını, kaygılarını ve kimlik yapılarını anlamak amacıyla bu çalışmaya başladıklarını anlattı. Boratav’ın paylaştığına göre çalışma 18-65 yaş arası 2000 evli erkekle yüz yüze, 8 ilden 58 erkekle de nitel çalışma yürütülerek 2 seneye yayılan veri toplama süreci sonunda hazırlandı.
Çalışmaya katılan erkekler arasında ne gibi ortak deneyimler gözlemlendiğini ise Güler Okman Fişek katılımcılarla paylaştı. Fişek, eş ilişkilerinde hiyerarşik bir yapılanmanın görülmesi, maddi konularda karar verme yetkisinin aile içinde erkeğe ait olması, erkeklerin eşlerinin çalışmalarını çoğunlukla istememesi gibi ortaklıklar gözlemlediklerini belirtirken, katılımcıların sosyo-ekonomik düzeylerinin fark yaratan bir değişken olarak ortaya çıktığını vurguladı. Katılımcıların eğitim düzeyi yükseldikçe aile içinde daha eşitlikçi bir yapının da görülmeye başladığını belirten Fişek, eşler arasındaki paylaşımın duyguların paylaşılmadığı bir eksende sınırlı kaldığını da ekledi.
“Babamın yanında çocuklarımı sevemem”
Güler Okman Fişek, katılımcı erkeklerin babalarıyla olan ilişkilerini aktarırken korku, saygı ve mesafe kelimelerinin kilit rol oynadığını ifade etti. Fişek, erkeklerin babalarıyla yaşadıkları ilişkisel mesafeyi “Yetişkin halimle bile babamın yanında ayaklarımı uzatamam, çocuklarımı sevemem, yanında sigara içemem” sözleriyle aktardıklarını paylaştı. “Sigara içmek, çocuklarını sevmek bireysel, öznel bir keyif olduğu için babanın yanında bu keyif alanına girmeyi saygısızlık olarak görüyorlar” sözleriyle görüşlerini paylaşan Fişek, erkeklerin babalarıyla olan sohbetlerinin de karşılıklı duygu alışverişinden çok tek yönlü öğüt verme üzerine kurulu olduğunu ifade etti. “Babayla aradaki mesafe artıkça, erkek annesine daha yakınlaşıyor ve sözlü ve duygusal paylaşımını daha çok onunla yapmaya başlıyor” ifadeleriyle erkeklerin anneleriyle olan ilişkileri üzerine gözlemlerini aktaran Güler Okman Fişek, çocuklarla olan ilişkilerde erkeklerin babalarıyla yaşadıkları mesafeli ilişkinin sonuçlarının ortaya çıktığını dile getirdi. “Babalarıyla yakınlık kuramamış erkekler her ne kadar çocuklarına karşı daha ilgili olmaya çalışsalar da çocuklarını tanıma gayreti gösteremiyorlar, çünkü zaten kendilerini bile merak edip tanımamışlar” ifadelerini kullanan Güler Okman Fişek, katılımcı erkeklerin geleneksel olma ve demokratik olma arasında gelgitler yaşadıklarını gözlemlediklerini vurguladı.
“Erkeklik en çok erkekleri eziyor”
Çalışma boyunca kaydettikleri gözlemle neticesinde “Ne yapmak lazım?” sorusunu sorduklarını paylaşan Hale Bolak Boratav, erkeklerin ataerkil cinsiyet kalıplarından kurtulabilmeleri için kendilerini tanımaya yönelik destekleyici programların yaygınlaştırılması gerektiğini ifade etti. “Erkekler adam olmayı merkeze alan bir var oluş halindeler, erkekliğin en çok erkekleri ezdiğini fark etmeleri gerekir” ifadeleriyle gözlemlerini paylaşan Boratav, sivil toplum kuruluşlarının bu konu üzerine önemli katkıları olduğunu ve bu katkıların daha da artmasının faydalı olacağını belirtti. Erkeğin kendisini bir birey olarak görebilmesi için iş hayatında da değişiklikler yapılması gerektiğini vurgulayan Güler Okman Fişek, hak ettiği düzeyde çalışma koşullarına sahip olmadığı için iş hayatında ezilen erkeğin eve gittiğinde kadını ezdiğini ifade etti ve erkeklerin kendilerini bir birey olarak ifade etmeleri için makro düzeyde de değişikliğe gidilmesi gerektiğini dile getirdi.
Hale Bolak Boratav ve Güler Okman Fişek, proje boyunca erkeğin en başta kendi bireyselliğini bulamadığını gözlemlediklerini ve erkeklerin erkek egemen kültürün kendilerini yok saydığı gerçeğiyle yüzleşmeleri gerektiğini vurgulayarak sözlerini bitirdiler.
