Nâzım Hikmet’in 116’ncı yaş gününde ‘Nâzım Hikmet Döneminde Sanat’ tartışıldı

Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen “Nâzım Hikmet Konferansları” kapsamında, 2018’in ilk konferansı Nazım Hikmet’in 116. yaş günü olan 15 Ocak 2018’de “Nâzım Hikmet’in Döneminde Sanat” başlığı ile gerçekleşti. Konferansta Nâzım Hikmet’in yaşadığı dönemin sanatı, edebiyat, resim, heykel, mimari, fotoğraf ve sinemadan örneklerle ele alındı.

Nâzım Hikmet'in 116'ncı yaş gününde ‘Nâzım Hikmet Döneminde Sanat' tartışıldı

Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs Büyük Toplantı Salonu’nda Nâzım Hikmet’in 116. yaş gününde gerçekleşen konferansta, özellikle 1920’lerden 1950’lere değin süreçte sanatsal akımlar, karşı akımlar, muhalif hareketler ve resmi söylemler Nâzım Hikmet’in sanatına paralel olarak ele alındı.

Nâzım Hikmet’in sanatını icra ettiği dönemin yanı sıra, bu dönemin öncesi ve sonrasında da edebiyat, resim, heykel, mimari, fotoğraf ve sinema gibi alanlardaki gelişmelerin ele alındığı konferans, üç oturum şeklinde tüm gün boyunca gerçekleşti.

Konferansın açılış konuşmasını yapan Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Ahmet Ersoy, bu yıl Nâzım Hikmet’in doğum günü nedeniyle yapılan konferansta içerik ve format açısından değişikliğe gittiklerini belirterek, “Sadece Nazım’a ve eserlerine odaklanmak yerine faal olduğu yılları kültür, sanat ve düşünsel akımlarıyla tartışmak istedik.” ifadelerini kullandı.

“Nazım Hikmet ve ondan etkilenen sanatçıların kamusal aydın olma çabası vardı”

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Çiğdem Kafesçioğlu moderatörlüğünde gerçekleşen ilk oturumun ilk konuşmasını Hakkı Başgüney yaptı. “Yazarlar Çağı” olarak adlandırılabilecek 1960-80 yıllarına dair çalışmalarının kendisini sık sık Nâzım Hikmet’e götürdüğünü ifade eden Başgüney, kendi çalışma alanı olan bu yıllarda birçok sanatçıda Nâzım Hikmet etkisini gözlemlemenin mümkün olduğunu aktardı. Başgüney, “Nâzım Hikmet’in ve etkilediği sanatçıların birçok ortak noktası var. Tarihsel ve toplumsal gerçekliğe bağlılık, edebiyatın dönüştürücü gücüne inanç, insan merkezli ve yerelle ilişkilenen evrensellik tartışmaları, romantik seviyede bir halkçılık, yaşantısı ile sanatını doğrulamak bağlamında bütünsellik ve Kurtuluş Savaşı gibi tarihsel olayların resmi tarihin anlatısıyla doğrudan paralellik kurmaksızın tarihsel gerçekliğe bağlılıkla sanata aktarılması gibi… Bu yönden Kemal Tahir, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Atilla İlhan gibi birçok sanatçıda Nâzım etkisiyle ortaklaşma görüyoruz” ifadelerini kullandı. Kamusal aydın olma çabalarının da Nâzım Hikmet ve ondan etkilenen sanatçıların ortak bir noktası olduğunu belirten Başgüney; bu sanatçıların sadece sanatsal konularda değil, siyasi ve toplumsal meselelerde de kanaatlerinin dönüştürücü rol oynamasını amaçladıklarını aktardı.

Konuşmasında 1930’lu ve 40’lı yılların sanatsal ve siyasi atmosferini de tartışan Başgüney, özellikle 1940’larda Türkiye’de canlanmaya başlayan sol hareketin legal siyasal bir zemin aradığını ve bu arayışta edebiyatın da bir rolü olduğunu vurguladı. Başgüney, 1940’larda sanat camiasında yaşanan Kemalist-Solcu yarılmasının 1960’lardan sonra aşılmasında Nâzım Hikmet’in adeta bir katalizör görevi gördüğünün de altını çizdi.

“Erken Cumhuriyet döneminde sanat temsili bir görev gördü”

Başgüney’in ardından Burcu Pelvanoğlu “Erken Cumhuriyet Döneminde Kültür ve Sanata Bakış” başlıklı bir konuşma yaptı. Pelvanoğlu, erken Cumhuriyet Dönemi plastik sanatlarının “çağdaşlık” ve “millilik” tartışmaları yönünden iki gerilim arasında gidip geldiğini aktardı. Pelvanoğlu, bu dönemde sanatın resmi ideolojiyi meşrulaştırmak açısından temsili bir görev gördüğünü belirtti.

Konferansın ikinci oturumu ise Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Zeynep Uysal’ın moderatörlüğünde gerçekleşti. Oturumun ilk konuşmasını ‘Modern Türk Mimarisi’ üzerine yapan Elvan Altan, 1920’lerden 1950’lere değin Türkiye’de mimari ortamdaki tartışmaları Nâzım Hikmet’in mimari üzerine fikirleriyle ilişkilendirerek aktardı. Nâzım Hikmet’in mimari alandaki görüşlerini özellikle Sovyetler Birliği’nde basılan Arhitektura isimli bir dergideki yazısı üzerinden ele aldığını belirten Altan, erken Cumhuriyet Döneminde mimari alandaki tartışmalarının da “Modern-yerel” ve “ulusal-uluslararası” çatışmaları üzerinden şekillendiğini aktardı. Bu noktada Nâzım Hikmet’in akılcılık ve işlevselcilik vurgusu içeren ve içeriğe şekilden daha çok önem atfeden Modern mimariden yana tavır aldığını belirten Altan, buna karşın, dönemin Kübik mimarisinin standardize edici karakterinin birçok aydının yanı sıra Nâzım Hikmet tarafından da eleştirildiğini belirtti.

“Nâzım Hikmet’e göre sinema, teknolojik ilerlemenin sonucu olarak beyindekilerin perdeye yansımasıydı”

Altan’ın ardından “Nâzım Hikmet Sinemasını Anlamak” başlıklı bir konuşma yapan Özde Çeliktemel-Thomen ise erken Cumhuriyet Döneminde sinemaya bakışı irdelemesinin ardından Nâzım Hikmet’in mektup ve gazete yazılarından yola çıkarak Hikmet’in sinema anlayışını tartıştı. Dönemin kısıtlı sayıdaki sinema salonlarında ağırlıklı olarak Hollywood filmlerinin yer aldığını belirten Çeliktemel-Thomen, Nâzım Hikmet’in Hollywood Sinemasını “kapitalizmin ve emperyalizmin ideolojik aygıtı” olarak açıkladığını, ancak sinemaya genel bakışının olumsuz olmadığını aktardı. Çeliktemel-Thomen “Nâzım Hikmet’e göre bir film sadece eğlendirmemeli, bir şeyler öğretmeli ve düşündürmeliydi. Bu noktada Nâzım Hikmet sinemayı teknolojik ilerlemenin sonucu olarak beyindekilerin perdede yansıması olarak görüyordu” ifadelerini kullandı. Nâzım Hikmet’in sinemadan, tüm sanat dallarından müteşekkil olmasından ötürü etkilendiğini belirten Çeliktemel-Thomen, Hikmet’in dönemin Türkiye Sinemasını da ‘realist’ olmaması yönünden eleştirdiğini belirtti. Çeliktemel-Thomen, konuşmasını, senaryosunu Nâzım Hikmet’in yazdığı ve yönetmenliğini Muhsin Ertuğrul’un yaptığı ‘Aysel Bataklık Damı Kızı’ filmini tartışarak sonlandırdı.

Ahmet Ersoy’un moderatörlüğünde gerçekleşen ve Ahmet Gürata’nın ‘Tarihsel Film ve Ulusal Kimlik’ başlıklı bir konuşmayla tarihsel filmlerin ulusal kimlik inşasındaki rolünü tartıştığı üçüncü oturumun ardından konferans, Nâzım Hikmet’in Kenan Orkan’la birlikte senaryosunu yazdığı ‘Barbaros Hayrettin Paşa (1951)’ filminin gösterimiyle devam etti. Film gösteriminin ardından Ahmet Gürata, Ahmet Ersoy, Özde Çeliktemel-Thomen ve konferansın dinleyicilerinin katılımıyla gerçekleşen panelde ise Ahmet Gürata, özellikle 1930’lu yıllardan 1950’li yıllara değin aydınların bir gelir kaynağı olarak senaryo yazdığını belirtti. Türkiye’de arşivlerin ve arşivleme kültürünün zayıf olmasından kaynaklı olarak araştırmacıların lojistik sorunlar yaşadığının vurgulandığı panelde, Barbaros Hayrettin Paşa filmi üzerinden 1930’lardan 1950’li yıllara değin Türk Sinemasında ‘tarihsellik’ ve Nâzım Hikmet’in bu alandaki konumu tartışıldı. Panelin ardından konferans sona erdi.

Haber: Sinan Cem Deveci / Kurumsal İletişim Ofisi 

Fotoğraflar: Kenan Özcan