Prof. Robert Darnton: “Kedileri Severim, Sansürden Nefret Ederim”

Boğaziçi Üniversitesi, Tarih Bölümü ev sahipliğinde, Boğaziçi Üniversitesi’nin kurucu Rektörü Prof. Dr. Aptullah Kuran anısına her yıl gerçekleştirilen ‘’Aptullah Kuran Anma Konferansı’’ kapsamında, tarihsel antropolojinin dünyada en önemli simalarından, yazar ve tarihçi Prof. Robert Darnton’u konuk etti.

Prof. Robert Darnton: “Kedileri Severim, Sansürden Nefret Ederim”

Türkiye’de, “Büyük Kedi Katliamı” eseri ile de geniş kitlelere ulaşan Robert Darnton, ‘Sansür İş Başında; Devletler Edebiyata Nasıl Yön Verdi başlıklı konferansında, sansür tarihini ele aldı. Konuşmasında sansürün ifade özgürlüğünde bıraktığı derin baskı ve izleri anlatan Prof. Darnton; “Sansür nasıl çalıştı? Nasıl algılandı? Dönemin sosyal ve politik bağlamında sansürün işlevi neydi?” sorularını irdeledi. Prof. Darnton, üç otoriter rejimi; 18.yy Fransa Bourbon Hanedanlığı, 19.yy Hindistan İngiliz hâkimiyeti, 20.yy Doğu Almanya Komünist yönetiminde yaşanan sansür ve bu dönemdeki gelişmelerdeki paralelliği gözler önüne serdi.

Konuşmasına “kedileri severim, sansürden nefret ederim” söylemi ile başlayan Prof. Dr. Robert Darnton; sansür nedir sorusuna verilecek düz yanıtın belki de; "akademik, sanatsal ve siyasi ifadenin kamusal alanda sınırlandırılmasına yönelik tüm çabalar" şeklinde toparlanabileceğini, oysa bunu yaparak Fransızların mal posées diye tabir ettikleri “cevabı yanlış yerde aramaya yönlendiren kötü sorulmuş sorulara" yanıt verirken, kaçınmanın neredeyse imkânsız olduğu bir tuzağa düşüleceğini söyledi.

Robert Darnton’a göre sansürü tek cümlede derli toplu biçimde tanımlamak isteyen kişiler, bu kavramın tüm toplumlarda ve tarihi dönemlerde benzer şekilde işlediğini varsayma riskiyle karşı karşıyalar. Darnton'ın buna karşı önerdiği çözüm, sansürün üç otoriter sistemdeki etnografik haritası; yani 18. yüzyıl Bourbon Fransa'sı, 19. yüzyılın ikinci yarısındaki Britanya Rajı ve Soğuk Savaş döneminin Doğu Almanya'sı.

Yine Darton’a göre her durum birbirinden farklı olsa da ve aralarına yüzyıllar olsa da, dikkat çekici paralellikler mevcut. Bu rejimlerdeki sansürcüler, neyi koruduklarını -kraliyet imtiyazı, din, devlet ideolojileri veya imparatorluk bütünlüğü- düşünürlerse düşünsünler, eserlerini dolaşımdan uzak tutmayı amaçladıkları kişilerle genellikle aynı sorularda takılmışlar. Devlet ile tehlikeli sözcüklerin akıcı dünyası arasında konumlanan bu kişiler, siyasi zekâ ve edebi incelik gerektiren karmaşık toplumsal ilişkiler içindeydiler. Zaman zaman da ikili oynadılar. Diderot’nun Ansiklopedisinin izni Kral Konseyi kararnamesiyle iptal edilince eski rejimin (Ancient Régime) baş sansürcüsü Malesherbes, Diderot’nun evine baskın emri vermek zorunda kalmıştı. Ancak polis gelmeden önce çalışmalarının pek çoğu Malesherbes’in kasabadaki evinde güvenli bir şekilde saklanmış ve sonraki altı yıl boyunca siyasi rüzgârın yön değiştirmesini orada beklemişti. Aydınlanma dönemindeki sansürcüler genellikle imtiyazın katıksız icracıları olarak resmedilmelerine rağmen Malesherbes ve iş arkadaşları kendi dönemlerindeki felsefi tartışmalara gerçek bir ilgi duyuyorlardı.

19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde ise Britanya sömürgesi olduğu dönemde Hindistan’ın birden çok dil bilen kütüphanecilerinde de aynı tutuma rastlamak mümkün. Bu duruma en iyi örnek, vali yardımcısının talebi üzerine Bengal'de Nisan 1857 ile 1858 arasında basılan her şeyi araştırmak üzere kolları sıvamış olan misyoner James Long'du. Long’un Sepoy ayaklanmasıyla cesareti kırılan üsleri, direniş arzusunun boyutlarını görmek istemişlerdi. Ancak Long aynı zamanda edebiyata da ilgi duyuyordu; ona göre edebiyat yalnızca “yerli” zihinleri geliştirme değil yöneticileri de bilgilendirme kapasitesine sahipti. Hindistan'daki çivitotu işçilerinin sömürülmelerini konu alan bir oyunu tercüme ederek çiftçilerin gazabına uğrayan Long, iftira suçundan hüküm giydi.

Darnton’a göre; 20. yüzyıla gelindiğinde, Doğu Almanya'da edebiyatı sosyalist idealler çizgisinde tutmakla görevli sansürcüler, davalarına öylesine bağlılardı ki Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra bile işlerine devam ettiler. Bu kişiler, yazarlara taslak üstüne taslak değiştirten, yayınlama iznini garantiye almak için kıran kırana pazarlık eden ve karşıt görüşlü yazarların en azından bazılarını kendi saflarına katmak için gayret eden gölge temsilci-editörlerdi. Bourbon Fransa'sındaki emsalleri gibi siyasi iklimdeki değişikliklere hızlıca yanıt veren bu ekip, Walter Janka, Marksist filozof Georg Lukacs'ın eserini yayınladığı gerekçesiyle göstermelik bir duruşmaya çıktığında gözünün yaşına bakmamışlardı. Yine de Doğu Alman edebiyatını kontrol etme imkânları sınırlıydı zira yazarlar eserlerini Batı Almanya'da yayınlayarak onların boyunduruğundan kaçabiliyorlardı. Duvar yıkıldıktan sonra eski Sovyet bloğundan pek çok yazar, akıllıca bir hamle yaparak oto sansürün veya Czeslaw Milosz'un deyişiyle “istemsizce yapılan sübjektif kontrolün” tehlikelerini yazmıştı. Ancak kayıtlara göre aslında bu da göründüğünden daha karmaşık bir süreçti.

Bazıları (örneğin Aleksandr Solzhenitsyn) totaliter koşullar altında uzman müzakereciler olmak, doğru zaman gelene kadar gizlice yazmak, izin almak için araya torpiller sokmak ve şöhretlerinin sağladığı avantajı kullanmak zorunda kalmışlardı. Prof. Darnton’a göre devletin zulmüne maruz kaldıkları su götürmez bir gerçek.

Konferans kapanışında Darnton kalın çizgilerle şunların altını çizdi; “Sansür siyasidir ve devletin tahakkümü altındadır. Bununla birlikte, toplumun ve fikir pazarının içine de yerleşmiştir. Maalesef kurumlara nüfuz eden, beşeri ilişkilere rengini veren ve ruhun saklı işleyişlerine ulaşan” bir sistemdir.

Ancak; neredeyse evrensel ölçekte izlendiğimiz bir çağa doğru yol alırken sansürler asla amaçladıkları kontrol seviyesine ulaşamayacaklar ve asla son sözü söyleme garantileri olmayacaktır”.

Boğaziçi Üniversitesi; 2004 yılından bu yana her sene gerçekleştirdiği Aptullah Kuran Anma Konferansı kapsamında aralarında Robert Nelson, Prof. Dr. Stephen Greenblatt, Prof. David Harvey, Carol Gluck, Ussama Makdisi, Prof. Zainab Bahrani, Prof. Dr. Stephen Greenblatt gibi isimlerin bulunduğu dünya çapında başarılı kişileri ağırladı.

Haber: Kurumsal İletişim Ofisi:

Fotoğraflar: Kenan Özcan