Savaştan kaçtılar, bilim yapmak için Türkiye'ye sığındılar
Boğaziçi Üniversitesi geçtiğimiz günlerde önemli bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. "Suriye’nin Entelektüel Sermayesinin Ayakta Tutulması: Değişimin Aktörleri Olarak Akademisyenler" konulu yuvarlak masa toplantısında, sürgündeki Suriyeli akademisyenlerin sorunları ve olası fırsatlar masaya yatırıldı.
Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkilerden Sorumlu Akademik Koordinatörü Prof. Dr. Taner Bilgiç yuvarlak masa toplantısının temel amacının sürgündeki Suriyeli akademisyenlere seslerini duyurabilecekleri özel bir mekanizma sunmak olduğunu belirterek, şunları söyledi; “Toplantının amacı Suriye’den ayrılmak zorunda kalan ve halen Suriye’de olan akademisyenleri tanımak, karşılaştıkları engelleri ve zorlukları ele almaktı. Suriyeli akademisyenler ile bölgedeki/uluslararası meslektaşlarından oluşan bir grup, yuvarlak masada bir araya gelerek akademik çalışmaların ve katkıların sürgündeyken sürdürülebilmesini kolaylaştıracak pratik stratejiler üzerine odaklandık. Ayrıca, bölgesel ve uluslararası yükseköğretim kurumlarının Suriye'de yükseköğrenimin devam ettirilmesindeki rolü de masaya yatırılan konular arasında yer aldı”. Bilgiç Suriyelilerin ve özelde Suriyeli akademisyenlerin ortak bir Suriye tahayyülüne ihtiyaçları olduğuna dikkat çekerek savaşlar sona erdiğinde ülkenin yeniden inşasında ihtiyaç duyacağı entelektüel sermayesini tanımak ve korumak amacıyla toplandıklarını ifade etti.
Boğaziçi Üniversitesi Rektörlük Konferans Salonu’nda gerçekleşen oturumların açılışını Prof. Dr. Taner Bilgiç ve Risk Altındaki Akademisyenler Konseyi CARA‘nın Ortadoğu Danışmanı Kate Robertson gerçekleştirdi. Robertson, CARA Suriye Programı’nın genel amacını, bölgede sürgün edilmiş, Suriye'nin geleceği için hayati önem teşkil eden Suriyeli akademisyenleri korumak, güçlendirmek ve iletişimde kalmalarını sağlamak şeklinde özetledi.
Türkiye’de kayıtlı Suriyeli mülteci sayısı 2.7 milyon; nüfusun %3,5’i
Oturumlarda, UFSA, YÖK, CARA ve SSSR veri tabanlarından yola çıkarak Türkiye'de sürgünde olan Suriyeli akademisyenlerin sayıları, profilleri ve disiplin kümeleri dâhil olmak üzere belirli gruplar net olarak ortaya konuldu. Özgür Suriye Akademisyenler Birliği (UFSA) Direktörü Dr. Ammar Al İbrahim, Suriye Bilimsel Araştırma Topluluğu’ndan (SSSR) Dr. Abdulhafez Abdulhafez, Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi ve ‘YÖK Online Portal Başvuruları’ Direktörü Doç. Dr. Murat Erdoğan ve ‘Sürgündeki Suriyeli Akademisyenler’ grubundan Ayman Khosruf ‘un yer aldığı ilk oturumda ortaya çıkan rakamlar oldukça çarpıcı.
Doç. Dr. Murat Erdoğan’ın verdiği bilgilere göre Türkiye’de kayıt altına alınmış 2.733.284 Suriyeli sığınmacı bulunuyor. Bu sayının yaklaşık % 10’u değişik illere dağılmış 26 barınma merkezinde misafir ediliyor. 2.460.614 kişi ise 81 ilin tamamına değişik sayılarda dağılmış durumda. En fazla sığınmacı barındıran ilk dört ilimiz; Şanlıurfa(399.481), İstanbul(391.698), Hatay(386.313) ve Gaziantep(324.827) olarak karşımıza çıkıyor. Bu dört ilin haricinde Adana(148.788), Mersin(137.407) ve Kilis(128.539) 100 binin üzerinde sığınmacı barınıyor. Kilis’te 90 bin olan yerli il merkezi nüfusu uzun zamandır; 128.000 Suriyeli sığınmacı ile azınlık durumunda.
Erdoğan bu sayıların geçici koruma kaydı altına alınan Suriyelileri kapsadığını, Türkiye’de henüz kayıt yaptırmamış 100 bin civarı Suriyeli bulunduğunu sözlerine ekliyor. Sığınmacılardan azami yüzde 10 oranında bir kesimin ülkelerine geri döneceğine dikkat çeken Doç. Dr. Murat Erdoğan; sığınmacı nüfusun entegrasyonu açısından Türkiye’de mevcut Suriyeli akademisyenlerin son derece önemli roller üstelenebileceklerine işaret ediyor. Türkiye’de sığınmacı konumunda olan Suriyeci akademisyen sayılarına baktığımızda ‘YÖK Online Portal Başvuruları’ portalindeki rakamlara göre 285 akademisyenin başvurusu olduğunu görüyoruz. İlk sıralarda Mühendislik, Siyasal Bilimler, Ekonomi ve Arap Dil ve Edebiyatı bölümlerine başvurular öne çıkıyor. 2011 yılından bu yana 500 ile 700 arası Suriyeli akademisyenin Türkiye’de mevcut olduğuna değinen Erdoğan, 328’ine çalışma izni verildiğini belirterek; portalin açıldığı günden bu yana 1667 başvurunun yapıldığını, niteliklilik anlamında bu rakamın 1286’ya indiğini; kalan 285 rakamına bakıldığında; Türkiye’nin kaymak tabakayı kaybettiğini ifade ediyor.
Bize Türkçe öğretin!
Toplantılara katılan Suriyeli akademisyenlerin konuşmalarında öne çıkan ortak sorunlardan ilki lisan sorunuydu. Özgür Suriye Akademisyenler Birliği (UFSA) Direktörü Dr. Ammar Al İbrahim, Suriye’yi terk eden akademisyenlerin hepsinin rejim tarafından izlenmeleri; baskı ve ağır koşullar sonucunda bu karara vardıklarını vurgulayarak; gerek yeni Suriye’nin geleceğinin inşası gerekse Türkiye’de mevcut sığınmacıların entegrasyonu anlamında sürgündeki Suriyeli akademisyenlerin hak ve özgürlüklerinin korunmasının öncelikli konu olduğunu belirtiyor. Yuvarlak masa etrafındaki akademisyenlerin çoğunluğu eski Sovyetler Birliği ve bölge (Kahire, Ürdün, Lübnan) üniversitelerinde eğitim gördüklerini, bu nedenle İngilizce ve Türkçe konularında yetersiz olduklarını dile getirerek; bu anlamda entelektüel sermayenin değerlendirilebilmesi için Türkiye’de bulunan Suriyeli akademisyenlere hükümetin Türkçe öğretmek üzere harekete geçmesi gerektiğini belirtiyor.
Suriyeli akademisyenler karşılaştıkları engel ve güçlükler arasında vasıfların tanınması ve denklik, beceri farkları, dil engelleri, "yabancılar" için kariyer sınırlamalarının başı çektiğini belirtti. YÖK’ün %2 kısıtlamasından söz eden akademisyenler Türkiye’deki üniversitelerde Arap Dil ve Edebiyatı bölümlerinin çoğaltılması yönünde taleplerini dile getirdi.
Eşi de kendisi gibi akademisyen olan ‘Sürgündeki Suriyeli Akademisyenler’ grubundan Ayman Khosruf ‘un on beş sayfalık akademik başarılarla dolu özgeçmişine rağmen “şu anda eşimle evde oturup TV karşısında patlamış mısır yemekten başka bir şey yapamıyoruz” ifadesi durumun güçlüğünü ortaya koydu. Toplantıya katılan 30’u aşkın akademisyenin Arap dünyasından hiçbir destek almadıkları, Mısır, Ürdün, Irak, Lübnan gibi ülkelerde kapıların tek tek yüzlerine kapandığı ya da düşük ücretlerle çalıştırılmak istendikleri ifadeleri dikkat çekti.
Toplantının ikinci gününde Suriyeli akademisyenlerin Türkiye’deki mesleki sorunlarını gidermeye yönelik somut öneriler masaya yatırıldı. Uzmanlaşma konularına göre haberleşme ve ortak eylem gruplarının kurulması, Türkiye’deki meslek örgütleriyle bağlantıya geçilmesi ve TÜBİTAK gibi kurumlardan yararlanma imkânlarının araştırılması gündeme geldi. Suriyeli akademisyenler arasında mevcut iş ve araştırma imkânlarına dair bilgilendirme kanallarının çoğaltılması ve erişimlerinin artırılması da gelen öneriler arasındaydı.
SURİYELİ AKADEMİSYENLER ANLATIYOR...
Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleştirilen "Suriye’nin Entelektüel Sermayesinin Ayakta Tutulması: Değişimin Aktörleri Olarak Akademisyenler" başlıklı toplantıya katılan Suriyeli akademisyenlerle görüştük. Suriyeli bilim insanları, Türkiye’de yaşadığı en önemli sorunların başında dil engeli, iş bulma sorunu ve mültecilere yasal statü tanınmasının geldiğini ifade ettiler. Aralarında bulunan kadın akademisyenler ise psikolojik anlamda erkek meslektaşlarından daha ağır sorunlar yaşadıklarının altını çizdi. Toplantıya katılan iki Suriyeli kadın akademisyen, güvenlik gerekçesiyle isimlerinin yazılmaması ricasıyla görüşlerini şöyle paylaştı:
‘’Yapay zekâ çalışırken kendimi ev hanımı olarak buldum’’
Doktor G.S (Tişrin Üniversitesi, Matematik)
Lazkiye’de yaşarken savaş çıktı ve ailemle beraber 4 yıl önce Reyhanlı’ya yerleştik. Suriye’de yaşarken üniversitede yapay zekâ ve bilgisayar üzerine çalışmalar yapıyordum. Burada 4 yıldır ev hanımıyım. Türkiye’de Arapça bölümleri olan üniversiteleri araştırdım. Hatta biriyle sürekli yazıştım. Bana her gün e-mail atıyorlar, görüşmeye çağıracaklarını söylüyorlar ama bir türlü bu görüşme olamıyor. 4 yıldır tek yaptığım şey evde oturmak. Türkiye’de dil engeli iş bulmamızı zorlaştırıyor. Eşim Reyhanlı’da bir hastanede doktor olarak çalışıyor. Evin geçimini o sağlıyor. Eğer bir gün her şey yolunda girerse ülkeme dönmeyi düşünürüm ama şu anda böyle bir niyetimiz yok.
‘’Kadın akademisyenlere yatırım yapılmalı’’
A.A (Halep Üniversitesi, Kimya)
Dört yıldır Türkiye’deyim ve dört yıldır herhangi bir bilimsel çalışma yapamıyorum. Savaştan kaçarak Türkiye’ye geldik. Eşim ve çocuğumla burada yaşıyorum. Bizim erkeklere göre psikolojik açıdan yaşadığımız sorunlar daha ağır. Suriye’de kadın akademisyen sayısı zaten çok fazla değil. Var olanlara da yatırım yapmaz iseniz yok olup gidecekler. Türkiye’de yaşadığımız en büyük problem dil engeli. Türk Hükümeti bize burs imkânı vereceğini söylemişti hatta Haziran ayında olacağını söylemişti ama hala haber bekliyoruz. Şu anda bir okulda çalışıyorum ancak maaşım çok az. Artık laboratuvarda çalışamıyorum çünkü böyle bir imkânım yok.
‘’Bazı meslektaşlarımız Akdeniz’de boğuldu’’
Eyaas Al Rashed, Damascus Üniversitesi, Arap Dili ve Edebiyatı:
’Suriye’de savaş başladığında Kuveyt’teydim. Savaşa karşı çıkan yazılar yazıyordum, rejimle ilgili sorunlarım vardı. Rejim bana terörist damgasını vurdu ve ülkeye girişimi yasakladı. Ben de 3 yıl boyunca farklı ülkelerde yaşamaya çalıştım. Sonra tamamen bir tesadüf eseri, internette gezinirken Türkiye’de Bingöl Üniversitesi’nde Arapça Dili ve Edebiyatı Bölümü olduğunu gördüm. Erdal Öz, Aziz Nesin, Nazım Hikmet gibi Türkiyeli yazarları Arapçadan okumuştum. Bir uçağa bindim ve bir kış günü Bingöl’e gittim. Üniversitede işe başladım. Herkes bana dostça davrandı. Orada dört ay çalıştım. Daha sonra İstanbul merkezli bir Suriye kanalında çalışmaya başladım. Bu sebeple Suriyelilerle çok zaman geçiriyorum. İstanbul çok etkileyici bir şehir. İnsanlar son derece iyi ve anlayışlı. İstanbul’un hem tarihi hem de modern bir havası var. İstanbul’da bulunan bu çeşitlilik insanı kendisine çekiyor. Sokaklarda, eski ve yeni binaların arasında dolaşmayı ve insanları seyretmeyi seviyorum.
Size tüm bu anlattıklarım hep tesadüfler silsilesi sonucu oldu. Ama hayatın bu kadar tesadüfi olmaması gerekiyor. Belki ben şanslı bir insan olabilirim ama benim dışımda da birçok insan var ve onlar bu kadar şanslı değiller. Türkiye, Suriyeli eğitimli insanları iyi değerlendiremiyor, onları sorun olarak görüyor. Bazı akademisyen arkadaşlarımız Akdeniz’i geçmeye çalışırken boğularak köpekbalıklarına yem oldu. Oysa onların aramızda olması gerekiyordu. Aslında bu kadar donanımlı akademisyeni kaybetmiş oluyoruz. Ayrıca Türkiye’de Türkçe öğrenmek için bizlere imkân tanınmıyor. Türkçe öğrenmek için ayda 100 doları kendi cebinizden vermeniz gerekiyor. Arap ülkelerinde de saygı görmüyoruz. Örneğin Ürdün’de Suriyeli bir akademisyenin maaşı 300 dinar, çünkü siz mültecisiniz diyorlar. Yasal statümüzün olmaması bizim için yaşamı zorlaştırıyor. Benim Türkiye’de oturma iznim yok mesela. Bir yıldan beri burada yasal statüm olmadan yaşıyorum.
‘’Türkiye Suriyeli bilim insanlarından yararlanmalı’’
Dr. Albulhafez Albulhafez (Suriye Bilimsel Araştırma Topluluğu – SSSR):
Bilgisayar Bilimleri alanında akademik kariyer yaptım. Halen Gaziantep Üniversitesi’nde çalışıyorum. Aynı zamanda Suriye Bilimsel Araştırma Topluluğu’nun kurucularındanım.Türkiye’de akademisyen olarak iş bulmak gerçekten zor. Yaklaşık 3-4 yıldır Türkiye’de olan pek çok Suriyeli akademisyen herhangi bir yerde çalışamıyor. Ben dört sene Damascus Üniversitesi’nde doçent olarak çalıştım. Suriye’de savaş çıktığında Hindistan’a gittim zira kendi ülkemde kalsaydım tüm akademik yetilerim yok olacaktı. 2012 yılında uluslararası bilimsel yayınlar yaptım. Daha sonra Türkiye’ye yerleşmeye karar verdim Ailemi alarak buraya geldim. Şu anda özel bir üniversitede çalışıyorum ancak geleceği görmekte zorlanıyorum. Burada kalırsam muhtemelen iyi bir araştırmacı olamayacağım ama iyi bir öğretmen olacağım. Bir akademisyenin kendi yeteneklerine göre iş bulması gerekiyor. Aslında Türkiye bu açıdan şanslı, şu anda var olan Suriyeli akademisyenlerin potansiyelini iyi kullanması gerekiyor.
Eğitim Suriye’deki savaştan etkilenen en önemli alanların başında geliyor. İyi bir eğitim verebilmeniz için üç unsur çok önemlidir; güvenlik, istikrar ve altyapı. Eğer sizin eğitim verdiğiniz bölgede güvenlik yoksa istikrar yoksa eğitim de olamaz. Suriye’de yaklaşık 100 bin öğrenci yüksek eğitimlerini bırakmak zorunda kaldı. Akademisyenler 150 dolar maaşla yaşamaya çalışıyorlar. Eğitime devam edebilmek için güvenli yerlere ihtiyacımız var bu yüzden şu anda Suriye’de rejim kontrolü dışında kalan bölgelerde üç yeni üniversite kuruluyor. Avrupa’ya gidemeyen öğrencilerin de eğitim haklarının korunması gerekiyor. Uluslararası toplumun ve komşu ülkelerin bu konuda destek olması çok önemli’’.
‘’Gaziantep sınırında yeni bir üniversite kuruluyor’’Dr. Ahmed AlTaan, Direktör, Uluslararası Şam Üniversitesi:
Suriye’de eğitimin önünde dört önemli engel var. Güvenlik sorunu, Esad rejimi ve IŞID’in yarattığı şiddet ortamı, finansal yoksunluk ve akreditasyon sorunları. Gaziantep ile sınır bölgesinde Uluslararası Şam Üniversitesi’ni kurmaya çalışıyoruz. Bu süreçte İHH’dan destek aldık. Gelecek sene öğrenci almaya başlıyoruz. Bu üniversitede dört fakülte olacak; Ekonomi, İşletme, Hukuk ve Mühendislik. Üniversite şu anda sadece 600 erkek öğrenci alacak. Toplam 25 kişilik bir akademik ve idari personelimiz olacak. YÖK’ten ve Türkiyeli meslektaşlarımızdan Suriye’de yeni kurulacak üniversitelere destek bekliyoruz.
Dr. Mahmoud Aswad, Ghouta Medikal Akademi :
Türkiye’de Suriyeli doktorların çalışabilmesi ve çalışma izni alması çok zor. ABD veya İngiltere gibi ülkelerde her akademisyen, tıp alanında kariyer sahibi her kişi kendini oradaki sisteme entegre edebiliyor. Öte yandan Suriye’de yeterli sayıda sağlık çalışanı yok ve her geçen gün var olanların da hayatları daha fazla tehlike altında. Bu konuda bir şeyler yapılması gerekiyor.
CARA 1933’te Nazilerden kaçan akademisyenlere de sahip çıkmıştı
Risk Altındaki Akademisyenler Konseyi CARA; 1933 yılında Nazi zulmüne uğrayan akademisyenleri kurtarıp güvende çalışmalarını sağlamak amacıyla William Beveridge öncülüğünde kurulan İngiltere merkezli bir sivil toplum kuruluşu. 1930'lu ve 1940'lu yıllarda aralarında Ernst Chain, Nikolaus Pevsner, Lise Meitner, Max Born, Hans Krebs, Karl Popper ve Sigmund Freud'un bulunduğu, bilimsel mirasları günümüzde hâlâ geçerliliğini koruyan on altı CARA Akademisyeni ve alanlarında yenilikçi pek çok kişi Nobel Ödülü almış. CARA, 83 yıldır dünyanın dört bir yanında gerçekleşen olaylarda ateş hattında kalan risk altındaki akademisyenlere yardım eli uzatıyor. Macar Ayaklanması, Soğuk Savaş, Apartheid Güney Afrika, Latin Amerika Cuntası, Vietnam, Kosova, Ruanda, Sudan, Zimbabve vb. ve daha yakın tarihte Irak, Yemen, İran ve Suriye bunlara örnek olarak gösterilebilir. Aslında CARA'nın desteği, insanlara çok riskli zamanlarda kucak açan geçici bir sığınak olarak tanımlanabilir.
Toplantılar boyunca konuşulan CARA Suriye Programı ise, 2006 – 2012 yılları arasında uygulanan Irak Programı'ndan yola çıkılarak hazırlanmış. Nazi Almanya'sından kaçan bilim insanlarını korumak amacıyla 1933 yılında kurulan CARA, çok çeşitli despot ülke ve rejimlerden kaçarak kendisine sığınan akademisyenlere insani ve mali destek vermiş. Son yıllarda daha çok Ortadoğu ve Afrika coğrafyalarındaki akademisyenler CARA’dan destek almışlar. Daha yakın zamanda ise öncelik Suriyeli akademisyenlere geçmiş.
Haber: Kurumsal İletişim Ofisi
