Boğaziçi Üniversitesi Çocuk Tiyatrosu ilk oyununu sahneledi
Boğaziçi Üniversitesi İlköğretim Bölümü Okulöncesi Öğretmenliği dalında öğretim üyesi olan Yrd. Doç. Dr. Mine Göl Güven’in kurulmasına öncülük ettiği Boğaziçi Üniversitesi Çocuk Tiyatrosu (BUÇOTİ) ilk oyununu geçtiğimiz Mayıs ayında sahneledi. 4. Çocuk ve Gençlik Bianeli kapsamında Afife Jale Tiyatrosu’nda da minik tiyatroseverlerle buluşan, Frank Taschlin’in “Ayı Olmayan Ayı” kitabından sahneye uyarlanan oyun iki aylık yoğun bir çalışmanın ardından ortaya çıktı. Çocuklara eleştirel düşünmeyi erken yaştan aşılamayı hedefleyen ve kendilerini rahatça ifade edebilecekleri bir ortam sağlamayı amaçlayan BUÇOTİ ve çocuk tiyatrosuyla ilgili Mine Göl Güven’le söyleştik.
“Tiyatro, çocukların kendilerini özgürce ifade edebileceği bir platform”
“Ayı Olmayan Ayı” oyunu kış uykusundan uyanan bir ayının kendisini bir fabrikada bulmasıyla başlıyor. Ayı bir işçi değil de bir ayı olduğunu sirkteki ve hayvanat bahçesindeki soydaşları da dahil olmak üzere kimseye bir türlü anlatamıyor. Çünkü sistem ona sadece ister fabrikada ister sirkte veya hayvanat bahçesinde olsun sadece köle olmayı ve çarkları döndürmeyi emrediyor.
Oyun izleyiciye şu soruları soruyor: "Herkesin sana kim olduğunu söylediği yerde sen kimsin? Toplumun bireyi kalıplara sokmaya çalıştığı bir sistem içinde birey nasıl yaşayabilir? Uyum mu başkaldırı mı? Hangisi değerlidir? Ayı nasıl bir mücadeleye girecek sizce? Veya mücadele edecek mi?"
BUÇOTİ nasıl kuruldu?
Boğaziçi Üniversitesi Çocuk Tiyatrosu (BUÇOTİ), öğretmenlik adına kendimi geliştirmeye çalışmamın bir ürünüdür. Aslında BUÇOTİ’nin ortaya çıkışı iki ayrı koldan oldu. Birincisi Frank Tashlin’in “Ayı Olmayan Ayı” kitabını Güney Kampüs Pandora Kitabevi’ndeki çocuk kitabı reyonunda görüp kitaba anında vurulmam sonucunda. Kitabın kapağındaki isim ve resim çocuk kültüründen biraz olsun anlayan beni anında cezbetti. Kendisini yüzündeki şaşkın ifadeyle gösteren bir ayı ve başlık ‘Ayı Olmayan Ayı’ olunca bu kitapta güzel bir şeyler var galiba dedim kendi kendime. Hemen oracıkta okudum, hikâyeye ve resimlerine hayran kaldım ve kitabı aldım. Akşam evde çocuklarıma okudum. Evimizin salonunda anne-baba-çocuklar, küçük provalar yaparak hikâyeyi oyunlaştırdık. Sonra o orada kaldı ama aklımda çocuklarımın arkadaşlarıyla çalışıp hikâyeyi oyunlaştırmayı planlama vardı hep, arada bir nasıl yapılır, nasıl olur düşündüm ama eyleme geçmedim. İkincisi, 2014-2015 yılları arasında uzun süreli izne ayrıldım. Hem araştırma yapmak için hem de öğretmenliğimi geliştirme planları için çokça vaktim oldu. Çeşitli kitaplar, web sayfaları, öğretmenlik meslek gruplarının e-bültenleri vs. derken, daha katılımcı, demokratik, öğreten öğrenen hiyerarşisinin minimuma indirildiği olumlu kültür ve atmosfer oluşturma ile ilgili uygulama örneklerini toplamaya başladım.
Araştırmanızda neye yoğunlaştınız? Bunun çocuk tiyatrosuna katkısı nasıl oldu?
Mesela bir izlence (syllabus) hazırlarken nelere dikkat etmek gerekir, öğretmen olarak samimi tonun tutturulması nasıl olur, seçenek sunmanın ölçütleri nelerdir bunları inceledim. Ülkeye döndüğümde, Okul Öncesi Öğretmenliği Programı öğrencilerine verdiğim PRED 211 Currciculum I ve PRED 212 Curriculum II dersimin planlarını buna göre yaptım. İşim tamamen ilişki odaklı öğrenme prensiplerini sınıfıma taşımaktı. Öğrenen topluluk (community of learners) ve kendi kararıyla başlayan öğrenme (self-initiated learning) ilkelerine dayanarak 15 ayrı ödev türü belirledim. Her öğrencimin kendi bilgi, beceri, tutum ve davranışlarını değerlendirmelerini, hangi noktalarda kendilerini gelişmiş görüyorlar, hangi noktaları geliştirmeye açık olarak değerlendiriyorlar, bunu görmelerini ve görmek istedim. Ödevlerin içeriğinde film çekmekten tutun, bilimsel bir araştırma yapmaya, karikatür çiziminden, öğretmenlik denemelerine kadar her şey vardı. Tek istediğim seçim yaparken kuvvetli özelliklerini ortaya koyabilecekleri ama aynı zamanda zorluk çektikleri alanlara da el atarak kendilerini geliştirebilecekleri ödevleri seçmeleriydi. Sonuçta, aramızdan kitap yazarları, film senaristleri, web tasarımcıları çıktı. Bir anlamda ne cevherler varmış da bilmiyormuşuz olduk hepimiz. Ben öğretmen olarak geriye bakıp düşünüyorum. Bu dersleri ders anlatımı ve sınavlar olarak da planlayabilirdim. O zaman bu beceriler ortaya çıkabilecek miydi? Benim kendimi mesleki anlamda keşfim, öğrencilerimin kendilerini keşfetmesi sürecine dönüştü.
Bu özgür seçimlerin yapıldığı samimi ve güven ortamında benim “Ben bir kitabı çok seviyorum. Onu bir çocuk tiyatrosu oyununa dönüştürmek istiyorum, benimle gönüllü olarak çalışmak isteyen kimse var mıdır?” soruma sınıfın yarısından fazlası evet dedi. Hikâyeyi ve projeyi kime anlattıysam olur yaparız dediler zaten. 4. Çocuk ve Gençlik Bianeli yürütücülerinden ve bizde çocuklarla sanat dersini veren Süreyya Acar, Direklerarası Seyirciler Başkanı Ömer Şahinbaş, yine bizde çocuklarla müzik dersini veren Haluk Polat, yönetmenlerimiz Derya Yıldırım ve Mehmet Erbil, hepsinin gönüllü katkıları oldu. Herkese çok teşekkürler.
“BUÇOTİ’den öğrenci kulübü doğsun istiyorum”
Kitabı oyunlaştırma macerasından biraz bahsedebilir misiniz?
Kendi çocuklarım hikâyeyi biliyorlardı, evin salonunda oynamışlardı, Esin ve Deniz siz oynar mısınız dedim, her hafta iki gün okuldan sonra en az iki saat prova yaptılar. Akşam 9’dan önce eve gitmedik, ertesi gün okul ve okulun en yoğun olduğu zamanlar, çokça sınav var. Hiç biz sıkıldık, yorulduk demediler, acaba okulda bir derste iki saat boyunca kalabilirler mi? Okulu akşam 9’a kadar uzatabilir miyiz? Sanmıyorum. Bu da çocukların çok önemli bir ihtiyacını görmemizi sağlıyor. Kendilerini özgürce ifade edebilecekleri bir platform, öğrencilerim için de kendi seçtikleri ve bir topluluğun üyesi olarak birlikte öğrendikleri (community of learners ve self-initiated learning kavramlarına da geri dönecek olursak) bir zaman ve mekan paylaşımı. Onlar da çok istekliydi, motivasyonları hiç düşmeden devam ettiler. Ürün de sadece iki ay içinde sahneye konan bir çocuk tiyatrosu. 15 Mart 2016 tarihinde başladığımız çalışmalarımızı 9 Mayıs 2016 tarihinde Çocuk ve Gençlik Bianeli kapsamında Ortaköy Afife Jale Tiyatrosu’nda ve 18 Mayıs 2016 tarihinde Boğaziçi Üniversitesi Demir Demirgil Sahnesi’nde olmak üzere üç defa sergiledik. Bana kalırsa, öğrenme teorilerinin uygulamayla bağlantısı böylece kurulmuş oldu.
BUÇOTİ için sırada ne var?
Gelecek planlarım da şöyle: Ben aradan çekileceğim, bir öğrenci kulübü doğsun istiyorum buradan. Çocuklar için sanat gibi bir şey olabilir. Bunun içinde, çocuk oyunları mesela sokak oyunlarını yeniden canlandırabileceğimiz bir güç, görsel sanatlar çizgi film gibi, film senaryosu yazımı, tiyatro oyun metni yazma, sahneleme, çocuk kitabı yazımı, eğitsel malzeme üretme gibi birçok ürün, çocuğu tanıyan kişilerin çocuk kültürüne katkı sunması güzel olur.
“Çocukların kendi kültürlerinin oluşturulmasına izin verilmiyor”
Çocuk tiyatrosunun çocuk gelişiminde ne gibi etkileri var?
Çocukların toplumda bir güç olmasını istiyorum. Çocuk haklarının sadece metinlerde kalmamasını, topluma katılımlarının en üst düzeyde olmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Çocuklar bunu tek başlarına değil, onları tanıyan, duygudaşlık yapabilen, hak savunucusu yetişkinlerle ortak çalışmalar yaparak, bunu yapabileceklerini görebiliyorum. Yetişkin ve çocuk kültürünün iç içe geçtiği kültürel ve sanatsal etkinliklerin, hem birbirimizi anlamamıza hem de ortak bir kültür geliştirmemize de faydası olacaktır.
Yalnız şu anda bırakın ortak kültür paylaşımını, çocukların kendi kültürlerini oluşturmalarına bile fırsat verilmiyor. Çocuklar bir kazanç aracı olarak görülüyorlar. Büyük film, oyuncak şirketleri, çizgi film kanalları, yiyecek ve giyim endüstrisi vs. çocukları müşteri olarak görüyorlar. Çocukların kafasında sadece parayla elde edilebilecek mutluklar oluşturup, ailelerin de bu mutlulukları satın almaları için onları zorluyorlar. Hatta ne kadar erken o kadar iyi diyerek çocukları erken yaşlarda markalarına bağlayıp yetişkinlik seçimlerini bile etkilemeye çalışıyorlar. Bu akışın tersi yönünde ilerlemek için elimizden geleni yapmalıyız.
Çocukların çok çok erken yaşlarda sistem ve kurulu düzen eleştirisi yapmalarını sağlamalıyız. “Bu çizgi filmi seyrediyorum ama arada yarım saatlik reklam var, neden bu reklamları seyredeyim ki, onun yerine bunu bunu bunu yapabilirim. Neden yemek yediğim için bana oyuncak veriyor bu restoran? Ben paramı biriktirip istediğim oyuncağı alabilir, istediğim yerde de yemek yiyebilirim.” diyebilmeliler. Bu eleştirel düşünme becerisini kazandırmalıyız. Bu tabi ki eleştirel düşün demekle olmaz. Çocuğun çevresindeki yetişkinler çocuğa bu soruları sorarak onun düşünmesini sağlayabilir. Çocukların yetişkinlerle birlikte hem kendileri hem de arkadaşları için ürettikleri kültürel ve sanatsal ürünlerin, onları sorgulamaya ve eleştirel düşünmeye yönlendirmesi de önemli. Ayı Olmayan Ayı çocuk tiyatrosu oyunu bu kültürün ürünlerinden biri olarak Boğaziçi Üniversitesi’nden çıktı. Hepimizin gurur duyacağı bir ürün.
Oyuncular
Ayı – Karaca Gizem Onar
Ustabaşı – Cumhur Yazgan
Genel Müdür – Gülen Şahin Sekreteri Feyza Yeliz Bayındır
3. Başkan Yardımcısı – Sinem Amet Sekreteri Hilal Albayrak
2. Başkan Yardımcısı – Leman İşbitiren Sekreteri Ezgi Başaran
1. Başkan Yardımcısı – Zeynep Esin Güven Sekreteri Eslem Fide
Başkan – Eren Deniz Güven Sekreterleri Yağmur Baş ve Büşra Zilelioğlu
Yavru Ayı – Cansu Doğru
İşçiler ve Ayılar – Zeynep Turunç, Talita Hamur, Aylin Tuğrul, Hilal Şentürk, Ayşe Hilal Avcı, Cansu Çakmak, Zeynep Tekneci
Kostüm ve Dekor – Ceren Dalkılıç, Beyza İnan, Hande Güler, Buse Kalender, Büşra Yazıcıoğlu
Müzik – Haluk Polat
Işık – Ceren Dalkılıç ve Beyza İnan
Orijinal Metin – Frank Taschlin
Oyun Metni – Mine Göl Güven
Yönetmenler – Derya Yıldırım ve Mehmet Erbil
Söyleşi: Süveyda Ece Çil / Kurumsal İletişim Ofisi
