Boğaziçili ozanlar buluştu
Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü'nün ev sahipliğini yaptığı 10. IDEA Konferansı kapsamında “Bards on the Bosphorus: Creative Writers’ Roundtable” (Boğaziçi’nin Ozanları: Yaratıcı Yazarlar Masası) etkinliği düzenlendi. Etkinlikte Boğaziçili şairler ve roman yazarları edebiyatın sihirli dünyasının kapısı araladı.
15 Nisan günü Albert Long Hall’da düzenlenen etkinlik Miray Çakıroğlu, Pelin Batu, Dr. Cihan Yurdaün, Dr. Serhat Uyurkulak ve Yrd. Doç. Dr. Jameson Kısmet Bell ‘in katılımı ve Prof. Dr. Cevza Sevgen ‘in moderatörlüğüyle gerçekleşti. Cihan Yurdaün ve Jameson Kısmet Bell romanlarından kesitleri paylaşırken Miray Çakıroğlu, Pelin Batu ve Serhat Uyurkulak şiirleriyle katılımcılara büyülü anlar yaşattı.
Yaklaşık bir buçuk saat süren sohbette konuşmacılar yaratıcı yazarlığa nasıl başladıklarını paylaştı. Kendi yazı yazma amaçlarından da bahseden Boğaziçi’nin ozanları, eserlerinin nasıl ortaya çıktığını ve edebiyat teorisinin üzerlerindeki etkiden bahsetti. Cevza Sevgen’in esprili ve samimi konuşmasıyla açılışı yaptığı etkinlikte ilk konuşan Cihan Yurdaün oldu. Yurdaün, 2009 yılında basılan “İlk Sabah” adlı post-modern romanında kelimelerle ve anlatış biçimiyle oynamaktan çekinmediğini aktardı. Kahramanını okuyucuyla konuşturarak yarattığı karakterin bilincinde keşiflere çıktığını belirten yazar, eserleri başka bir dile çevirmenin inceliğine de dikkat çekti.
Ardından oyuncu kimliğiyle de bilinen Pelin Batu sözü devraldı. 6 yaşında Pakistan’da yaşarken kuzulara beslediği sevgiyle şiir yazmaya başlar Batu, ancak sonradan bu kuzuları yediğini öğrenince bir daha asla kuzu yemez, ama şiir tutkusu başlamıştır. Pelin Batu, Türkçe şiir yazmaya uzun süre sonra başladığından ve elinde olmadan eski bir Türkçe ile şiir yazdığından da bahsetti. Bunu Boğaziçi’nde tarih okurken aldığı Osmanlıca derslerine bağlayan şair, kapak illüstrasyonunu ve İngilizce ’den Türkçe’ye çevrisini yaptığı kitabı “Kayıp Şeyler Divanı’nın ilham perilerini ve şiirlerinden bazılarını katılımcılarla paylaştı. Serhat Uyurkulak neden şiir yazdığını bilmediğini söyleyerek konuşmasına ilginç bir giriş yaptı. Şiirin içinden geldiğini ve durdurmanın mümkün olmadığına değinen Uyurkulak, yazarken kendini serbest bıraktığını; noktalama işaretlerinden çok formun, dizelerin ve sözcüklerin kendi anlamını oluşturmasını tercih ettiğini not etti. Uyurkulak, sözlerine saf ve basit soruların asla sorulmaktan vazgeçilmemesi dileğiyle son verdi.
Akıl hastanesinden çıkmış bir gencin hastalığını ve nasıl iyileştiğini araştırdığı, kendi tabiri ile bir nöro-bildungsroman kurguladığı romanından parçalar okuyan Jameson Kısmet Bell, üniversite mezuniyetinden sonra 5 yıl boyunca bir akıl hastanesinde çalışır ve insan beyninin tarihiyle ilgilenmeye başlar. Tek bir bedende kimlik veya kimlikler arayışında olmaktan bahseden Bell, bununla beraber çocukluk dönemine istikrarsız aileler yüzünden adeta bir hastalıkmışçasına yaklaşılmasına dikkat çekmeye çalıştığını da not etti. En son konuşmacı ise 2014 yılında Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü kazananı Miray Çakıroğlu’ydu. İlk kitabını bu ödül sayesinde basan Çakıroğlu, şiirlerindeki varoluşçu yaklaşıma değinerek kendi içinde bir yolculuğa çıktığından bahsetti.
