Halit Ergenç ile sanatı ve hayatı üzerine...

Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi, 27 Kasım’da ünlü oyuncu Halit Ergenç’i ağırladı. Sinema yazarı Şenay Aydemir’in moderatörlüğünü üstlendiği söyleşide, ünlü oyuncu ile sinemadan dizi sektörüne, özel hayatından Gezi olaylarına pek çok konuyu kapsayan samimi bir sohbet geçekleştirildi.

Halit Ergenç ile sanatı ve hayatı üzerine...

“Ben ne yapacağım? sorusu hayatımı şekillendirdi”

Tabiatı ve yalnızlığı seven bir çocuk olarak, bir işle uğraşırken dış dünyayla alakasını kesme özelliğini çocuklukta kazandığını söyleyen ünlü oyuncu, müzik ile arasında güçlü bir bağ kurmasına imkan veren bir evde büyüdüğünü söylüyor : “Babam hem müzisyen hem tiyatro oyuncusuydu fakat aynı zamanda kunduracıydı da, yani sanat yapıyordu ama bunu iyi de satıyordu, evimize çok fazla müzisyen gelip giderdi, Orhan Gencebay, Adnan Şenses gibi isimler babamdan beste almaya geliyordu. Müzikle büyüdüm, lisede şarkı söylüyordum.”

Müzikle olan ilişkisine rağmen ailesinin de isteğiyle üniversitede İstanbul Teknik Üniversitesi Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği bölümüne giren Ergenç, burada hiç mutlu olamıyor ve ikinci yıldan sonra derslere gitmemeye başlıyor: “İçinizde bir şekilde sizi dürtükleyen bir his varsa, bu değil, bu değil diyorsa o his, dayanamıyorsunuz”. Kafasında sürekli dönen “Ben ne yapacağım” sorusu Ergenç’i konservatuar aramaya yöneltiyor ve ailesine haber vermeden konservatuar sınavlarına giriyor. Hem Bilkent Üniversitesi’ni hem Mimar Sinan Üniversitesi’ni aynı anda kazanan Ergenç, ailesinden gizli kaydolacağı için, burslu kazandığı Bilkent Üniversitesi’ne vermesi gereken resmi evrakları tamamlayamayıp Mimar Sinan’a giriyor. “Bir işi yaparken karşınıza çok fazla engel çıkar çünkü hayat sizi , o işi ne kadar istediğinize dair sınar’’ diyen Ergenç, Mimar Sinan’da Müzikal Bölümü’nün açılmasıyla bu bölüme geçiş yapıyor.

İlk başrol, ilk dönüm noktası

Konservatuarda öğrenciyken, Haldun Dormen’in kendisine “Kral ve Ben” müzikalinde başrol vermesi Ergenç’in hayatında bir dönüm noktası oluyor. Dormen Tiyatrosu’nda oynarken dizilerden kendisine ufak roller gelmeye başlıyor ve Ergenç kamera önü oyunculuğunu çok sevdiğini fark ediyor.

“Bir dizi oyuncusu işini seviyorsa ve çok çalışıyorsa, dizi çekimlerinde defalarca yaptığı egzersizler kendi yeteneklerini geliştirmesini sağlar” diyen oyuncu, yönetmenden teknik ekibe pek çok kişinin dizilerde kendisini geliştirdiğini söylüyor .

“Kendime yaşam alanları yaratıyorum...”

Halit Ergenç, şöhretin ve “tanınırlık” durumunun insanlarla hayata dair iletişimi azalttığını ve bunun da bir oyuncunun malzeme toplayamaması ve besin kaynağının kesilmesi anlamına geldiğini söylüyor. ‘’Oturduğumuz semtte bir pazar var, orada artık herkes beni tanıdığı için rahat davranıyorlar, umursamıyorlar ben de hep oraya gidiyorum, pazarda, bakkalda insanlarla sohbet etmeyi seviyorum çünkü inkar edemeyeceğimiz bir şey var ki, insan insana muhtaç.”

“Şöhret olduğunuzda insanın egosu önce bir altüst oluyor” diyen oyuncu, şöhreti kaldırabilecek ortamı kendisine sağlamadan bir anda buna kavuşan insanların içine düştüğü ikilemi anlatıyor ve “bunun en güzel örneği yarışma programlarıyla ünlü olan insanlar” diyor. “ İnsanın en başta, şöhretin kendisine ait olmadığını yaptığı işe dair olduğunu ve bir gün gidebileceğini anlaması lazım, şöhret sadece bir ilgidir, kaybolabilir, kendinize anlatmanız lazım bunu, eğer kendi psikolojiniz üzerine çalışıp bunun sadece bir meslek olduğunu kendinize anlatamazsanız her şeyinizi kaybedebilirsiniz.”

Muhteşem Yüzyıl dizisinin, oyunculuğuna çok şey kattığını söyleyen Ergenç, bir padişah karakteri yaratmanın çok zor olduğunu anlatıyor: “Bir padişah nasıl oturup kalkar, nasıl yemek yer, nasıl bir üslupla konuşur tüm bunları kimse bilmiyordu. Oyunculuk bir serüven ve bir oyuncunun pek çok karakteri oynama fırsatı varsa bu aynı zamanda pek çok kişinin hayat tecrübesini kazanacağı anlamına gelir.” diyen Ergenç, tüm detayları ekipçe çözdüklerini ve her şeyin zamanla şekillenmeye başladığını ve bu sürecin çok zor olduğunu söylüyor: “ İnsanlar okumaya değil dedikodu bilgisine önem veriyor, şu şekilde oturuyormuş diyorlar mesela, ama kimse araştırmamış o güne dek, kimse bu detayları bilmiyor. Bir tarihçinin dediği şu söze katılıyorum “Kanuni’yi anlamak için 13 dil bilip tüm yazışmaları 13 dilde anlamak lazım ancak o zaman bir silüet elde edersiniz.” “

“Planlar yapmadan, geldiği gibi yaşıyorum...”

Sinema sektöründe daha fazla çalışmak istediğini ancak bu alanda eksiklikleri olduğunu söyleyen oyuncu, “Karakter yaratmada eksikliklerim var, bir şeylerin eksikliğini hissediyorum ve onu bulup çözmeliyim, kendimi geliştirmek istiyorum” diyerek film tekliflerini içindeki hisse göre değerlendirdiğini söylüyor.Ergenç’in hayali, bir gün Nuri Bilge Ceylan, Reha Erdem ve Zeki Demirkubuz ile çalışmak

“Kendi yürek terazimizi dengede tutmalıyız”

Gezi eylemlerine ve o dönemin kendi tarihinde edindiği yere de değinen oyuncu: “ Biz çok romantik büyütülmüş bir kuşağız, kimseye kökenin ne, nerelisin, kimlerdensin gibi sorular sorulmaması gerektiğini öğretti hep babam bize. Tarih kitaplarında Türkiye’nin pek çok etnik kökenden insanın bir arada yaşadığı yer olduğunu okuduk. Farklı siyası görüşten ve inançtan insanların aynı masada yemek yediği zamanlardan geliyoruz. Bu olaylar toplumsal bir olaya dönüştü bir anda; oysa ki biz insanız ve sadece insani hayat haklarımızı yaşamaya çalışıyoruz” diyerek konuşmasını şu sözlerle bitiriyor: “Çok sıkıntı yaşayabiliriz ama insan olarak kendi yürek terazimizi dengede tutmalıyız ve bir haksızlık görüyorsak bir şeyler yapmalıyız’’.

Haber: Mehtap Demir/Kurumsal İletişim