“Klarnet Çalan ve Resim Yapan İki Farklı İnsan Arasındaki Ortak Nokta Nedir?”

1976 yılında Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olan tiyatro sanatçısı Semih Fırıncıoğlu BU+ Etkinlikleri çerçevesinde Boğaziçi Üniversitesi Özger Arnas Salonu’nda “Temsilden Oyuna: Tiyatro ve Performans Üzerine Düşünceler” isimli bir söyleşi gerçekleştirdi. Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra üniversitenin kulüp faaliyetleriyle ilgilenmeye devam eden Fırıncıoğlu, aynı zamanda dramatik edebiyat üzerine doktora çalışmasını tamamladı. Daha sonra New York’a taşınan Fırıncıoğlu, uzun yıllar tiyatrocu kişiliği ile ön plana çıktı. Söyleşisinde insanların neden sanat yaptığını, sanatın anlamını sorgulayan Semih Fırıncıoğlu, geçtiğimiz yıl SALT Galata’da yazarı ve yönetmeni olduğu Uçuruma Doğru Lezzet Lokantası isimli dans tiyatrosu ile izleyicilerin karşısına çıkmıştı.

“Klarnet Çalan ve Resim Yapan İki Farklı İnsan Arasındaki Ortak Nokta Nedir?”

Türkiye’de evrensel yerine tekil bir anlayışın olduğunu söyleyerek sözlerine başlayan Semih Fırıncıoğlu, bunun sanat ortamının gelişmesini engellediğini vurguladı. Bunu aşılabilmesi için gençlerin bazı konularda iyi eğitilmesi gerektiğini de söyleyen Fırıncıoğlu, kendisinin buna çok önem verdiğini ve ancak bu şekilde sanatın ilerleyebileceğini ifade etti. Buradan hareketle sanatın ne olduğunu tanımlamaya çalışan Fırıncıoğlu, insan ve doğa arasındaki ilişkilere değindi.

Doğada bir simetri ve kategorizasyon olduğunu ancak bu simetrinin insanların istediği kadar aynı olmadığını söyleyen Fırıncıoğlu, bunun “farklı benzerlik” diyebileceğimiz bir paradoks ortaya çıkardığını belirtti. İnsanoğlunun doğayı anlayabilmek için bu “farklı benzerliği” bir kategoriye oturtmaya çalıştığının altını çizen Fırıncıoğlu, insanın doğayla mücadeleye giriştiği anda bütün farklılıkları aynılaştırmaya çabaladığını da ifade etti. Doğanın rastlantısal bir düzende çalıştığını da söyleyen Fırıncıoğlu, doğadaki hareketlerin daha çok analog çalıştığını ama insanların bunu kavrayabilmek için basitleştirmeye çalıştığını söyledi. Bu kontrol altına alma çabasının iletişimi ortaya çıkardığını vurgulayan Fırıncıoğlu, bu iletişim çabasının bizi sanata ulaştırdığını aktardı.

“Klarnet çalan ve resim yapan iki farklı insan arasındaki ortak nokta nedir?” diye bir soru ortaya atan Fırıncıoğlu, bu bağlamda farklı sanat işleriyle uğraşan insanlar arasında üç temel orta noktanın olduğunu ve bu üç noktanın bizleri sanatın anlamına yönelttiğini vurguladı.

Farklı sanat etkinlikleri arasındaki birinci ortaklığın hepsinin “lüzumsuz” olması olduğunu vurgulayan Fırıncıoğlu, sanatsal etkinlik olmadan hayatın akıp gidebileceğini, yaşamımızda gerekli ihtiyaçları karşılayabileceğimizi vurguladı. Bu anlamda, sanat insan hayatı için “gerekli” olmadığı için, sanatsal etkinliğin normalin dışında nefes alınabilecek, anormal işlerin yapılabileceği bir alan olduğunu söyledi.

İkinci olarak, sanatın korkusuzca yeninin üretildiği bir alan olduğunu söyleyen Fırıncıoğlu, sanatta yeni bir şey üretilmiyorsa bunu yine insanların engellediğini ve yeni olmayan şeylere sanatsal diyemeyeceğini vurguladı.

Üçüncü olarak ise, sanatsal aktivitede insanların her aklına geleni yapamayacağını ifade eden Fırıncıoğlu, sanatsal etkinliğin bir iletişim amacıyla yapıldığını, kendi kendine kimseye göstermeden yapılan şeyin de sanat olmadığını söyledi.

Sanat etkinliklerinin özellikle “gereksiz” olmasına özen gösterilmesi gerektiğini vurgulayan Fırıncıoğlu, sanattan para kazanılmaması gerektiğini de vurguladı. Ancak bu şekilde gerçek sanatın yapılabileceğine inandığını da ifade eden usta oyuncu, kendisinin de geçmişte bir süre hayatını tiyatro ile kazandığını ama bunun sanatına bir sınırlama getirdiğini fark ettiği zaman sanatı tüm gerekliliklerden bağımsız olarak yapmaya başladığını da sözlerine ekledi.

Haber: Talat Karataş/Kurumsal İletişim Ofisi