‘’Sinema bir deneyim aktarma ve paylaşma işidir’’
Boğaziçi Üniversitesi’nde 2010 yılından beri süren sinema seminerleri kitaplaştı
Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi’nin 2010’dan bu yana gerçekleştirmiş olduğu atölye çalışmaları iki ciltlik bir dizi kitap olarak İthaki Yayınları arasından yayınlandı.
Sinema sektörünün farklı alanlarından isimlerin davetli olduğu atölye çalışmaları, iki yıllık bir çalışma sonucunda Zeynep Ünal ve Koray Sağlam tarafından yayına hazırlandı. Merkez’in sinema salonunda gerçekleştirilen atölyelere katılan isimler arasında Feride Çiçekoğlu (senarist), Uğur İçbak (görüntü yönetmeni), Tayfun Pirselimoğlu (yönetmen), Zeynep Özbatur (yapımcı), Bennu Yıldırımlar (oyuncu) gibi sinemanın farklı alanlarında profesyonel olarak çalışan kişiler bulunuyor. Kitap, yönetmeninden oyuncusuna, ışıkçısından dekorcusuna, yapımcısından müziğine sinemanın farklı alanlarından deneyimleri sektöre 360 derece bakışla yansıtıyor. ‘’Bir Filmin Serüveni’’ başlığıyla okurlarla buluşan kitap, sadece sinemayla profesyonel olarak ilgilenenlere değil; yedinci sanata dair ilgisi olan herkese sesleniyor. Kitap, aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi’ndeki sinema seminerlerini İstanbul dışındaki sinemaseverlere de ulaştırmak yönünde önemli bir işlev üstleniyor.
Mithat Alam Film Merkezi yöneticisi Zeynep Ünal ‘’Bir Filmin Serüveni’’ni anlattı.
Bu kitabı oluşturan süreci dinleyebilir miyiz sizden?
Merkezin o dönemki direktörü Yamaç Okur’un ‘’Bir film nasıl oluşur?’’ fikrinden hareketle 2010 yılından itibaren merkezimizde atölye çalışmalarına başlanmıştı. Bugüne dek sinemayla ilgili dersler genellikle akademik düzeyde verilmiş ancak biz sektörde çalışan insanların bu alana dair düşüncelerini merak ederek kendilerinden bu deneyimleri öğrencilere aktarmalarını istedik. Zaman içerisinde merkezde bir külliyat oluştu ve merkezin adı şehir dışına da ulaşmaya başladı. İstanbul dışından da seminerleri yapmamız için çok talep almaya başladık. Şehir dışındakilere ulaşmak bizim için sınırlı insan kaynağımız olması bakımından zordu. Bu nedenle bu kadar güzel dersleri daha geniş kitlelere ulaştırmak için o insanlara bu kitapla ulaşmayı düşündük.
Bu fikri merkezimizin kurucusu Mithat Alam’a açtığımda o da çok destekledi. Bildiğim kadarıyla böyle bir kitabın Türkiye’de başka bir örneği yok. Kitaba alacağımız derslerin teker teker deşifresini yaptık. Dersler deşifre edildi, seçimler yapıldı, konuşma dilinden yazı diline aktarıldı ve ders sahiplerine gönderildi. Onlar da okuyarak bize geri gönderdiler. Tüm bu hazırlıklar iki yıl sürdü. Bu arada kitabı hazırlarken kitabın nerede basılacağını düşünmeye başladık. Merkezin dostlarından yazar Tayfun Pirselimoğlu bizi İthaki Yayınları ile buluşturdu. İthaki için de bu kitabı bir prestij kitabı olarak benimsedi ve aynı zamanda sinema üzerine yeni bir yayın dizisini de bu kitapla başlatmış oldu.
Kitapta sinema endüstrisi 360 derece bir bakışla ele alınıyor. Senaristinden görüntü yönetmenliğine pek çok isim görüyoruz. Nasıl seçtiniz ders sahiplerini?
Bu kitapta on üç başlık altında yirmi yedi sinemacının dersi var. Kitap senaryo yazımı ile başlıyor çünkü her film bir fikirle başlıyor. Arkasından ‘’proje geliştirmek ne demek, fikir nasıl projeye dönüştürülüyor, çekim esnasında neler yaşanıyor ve bir film çekildikten sonra neler yaşanıyor?’’ gibi başlıklar takip ediyor. Bu yüzden de kitabın adı Bir Filmin Hikâyesi. Bir filmin başından geçenler adım adım anlatılıyor. Bu kitapta yer alan Feride Çiçekoğlu, Doğu Yücel, Tayfun Pirselimoğlu, Yamaç Okur, Seyfi Teoman bir şekilde yolları merkezden geçmiş kişiler, merkezimizin dostları... O nedenle kitap fikrini onlara açtığımızda hepsi de çok sıcak karşıladı.
Sinema bence biraz deneyim aktarma işi. Akademik olarak üniversitelerin sinema bölümleri var ve çok kıymetli hocalar dersler veriyor ama sahada olmak bambaşka bir şey. Sinema tarihine baktığınızda da hep bir ustalar zinciri olduğunu görürsünüz Atıf Yılmaz’ın ustası Lütfi Akad’tır, Zeki Demirkubuz’un Atıf Yılmaz’dır. Her kuşak bir öncekinden miras alır bu sanat dalında.
Merkezdeki seminerler ikişer saat sürüyor. Elbette bu süre insanların ömrünü verdikleri mesleklerini anlatmaları için yeterli bir süre değil. Fakat bu alana dair bir hevesi olan insanlara önemli bilgiler sunan dersler…‘’Kurgu nedir, renk düzeltme nedir, folici ne demektir, görüntü yönetmenliği nedir, hangi aşamada filme dahil olur’’ gibi çok farklı alanlara uzanan soruları sahadan insanların anlatmasıyla sinemanın çok kolektif bir alan olduğunu bir kez daha vurgulamak istedik.
Siz de kitapta bahsediyorsunuz, sinema aslında çok kapitalist bir sistem. Ancak bu kolektif çalışmayı yansıtan deneyimlerle sinemadaki insan unsuru da ortaya çıkmış oluyor, kitap bu yönüyle de dikkat çekici geldi bize.
Ben kişisel hayatımda setlerde bulunmama rağmen, bu kitabı hazırlarken bu derslere katılırken o kadar çok şey öğrendim ki… Biz bir filmi tamamlandıktan sonra izliyoruz ama örneğin bir ses tasarımcısı ne iş yapar, görüntü yönetmeni neden önemlidir… Bunları anlamak benim için çok büyük bir keyifti.
Boğaziçi Üniversitesi sinema sektörüne çok önemli isimler yetiştirmiş bir kurum ve sinema Boğaziçi’nde her zaman önem verilmiş bir sanat dalı olarak karşımıza çıkıyor…
Bu, Boğaziçi Üniversitesi’nin geleneğinden kaynaklanıyor bence. Sadece Merkez değil, geçen yıl açılan SineBU da çok önemli. Merkez ve SineBU yokken biliyorsunuz Sinema Kulübü vardı ve bu kültürün bugün bu noktaya gelip gelişmesinde kulübün de çok büyük payı var. Biliyorsunuz Merkez bünyesinde bugün ülkemizde neredeyse tek düzenli sinema yayını olan Altyazı sinema dergisi de çıkıyor. Dolayısıyla tüm bunlar Boğaziçi geleneğinin birer parçası. Üstelik bu, sadece sinema ile sınırlı olmayıp Boğaziçi Üniversitesi’ndeki kulüp geleneğinin bugünlere taşıdığı mirasin parçası aynı zamanda.
Söyleşi: Duygu Durgun / Kurumsal İletişim Ofisi
