Soğuk kış günlerini ısıtan, vizyonun en iyileri SineBU’da
SineBU, Şubat ayında Macaristan, Norveç, İtalya, Almanya ve İngiltere sinemasından; başta Cannes olmak üzere çeşitli festivallerde ödül almış, akademi ödüllerinde yarışan filmlerden oluşan bir seçkiyle seyircilerini bekliyor.
Son of Saul: Şubat ayının en önemli ve ayrıksı filmi
Son of Saul (Saul’un Oğlu), Nazi Almanyası’ndan iki günü izleyiciyle buluşturuyor. Filmi özel kılan yönetmenin izleyiciye başarıyla geçirdiği gerçeklik duygusu. Filmin kamera, lens kullanımı, mizansen gibi teknik kullanımlarla yakaladığı gerçeklik duygusu saysesinde László Nemes’in “debut” filmi Son of Saul’un ölümsüz filmler arasına gireceği aşikar. Nemes, filminin tamamını 40 mm lens ile çekerken baş karaktere odaklanan çekim tarzı ve uzun planlarıyla izleyiciye hikayeyi Saul’le beraber yaşama imkanı sağlıyor. Böylece yarattığı atmosferle daha önce gördüğümüz holokost filmlerinden ayrılıyor. Altın Küre’de en iyi yabancı film ödülünü kazanan; Oscar’a aday olan ve 2015’in en iyi filmi olan Son of Saul, hiçbir sinemaseverin kaçırmaması gereken bir şaheser. Mart başında SineBU’da vizyona girecek filmin 10 Şubat’taki ön gösterimini kesinlikle kaçırmayın.
Bir aile draması etrafında varoluş problemleri
Louder than Bombs (Sessiz Çığlık), Stockholm Film Festivali’nde en iyi film ödülünü almış ve Cannes’da “Son Of Saul” ile birlikte Palme D’or için yarışmış bir Norveç filmi. Yönetmen koltuğunda oturan Joachim Trier’in İstanbul Film Festivali’nden (2012) jüri özel ödülü aldığı “Oslo, 31. August” filminde de görebildiğimiz Kuzey Avrupa nihilizmi bu filmde de kendini hissettiriyor. Çok güçlü bir anlatıyla perdede yerini alan Louder Than Bombs, bu sefer bir aile dramasını yine varoluş problemleri üzerinden ele alıyor. Film üç yıl önce trafik kazasında ölen bir annenin eşi ve iki çocuğu üzerinde bıraktığı etkiye dikkat çekiyor. Hafıza ve hatıralardan beslenen Joachim Trier, samimi anlatımıyla üstünde durduğu varoluş problemlerini bize de sorgulatıyor.
Geçmişle gelecek, gençlik ve yaşlılık arasında gidip gelen bir hikaye
Youth (Gençlik), Paolo Sorrentino’nun büyük ilgi gören “Great Beauty” filminden sonraki bir başka başarılı filmi. Youth, Fred ve Mick adlı iki eski arkadaşın öyküsünü anlatıyor. İki arkadaş, toplumun karmaşasından uzaklaşmak için sığındıkları konforlu otelde hem kendi çocuklukları hem de yeni jenerasyonun eğilimlerine dair bir bakış açısı sunuyor. Geçmişle gelecek, gençlik ve yaşlılığın çatışmasını bu iki arkadaşın dünyasından perdeye taşıyan film, mekan olarak seçilen büyük otel ve farklı farklı hikayeleri olan otelin misafirleriyle izleyenlerin ilgisini her daim canlı tutuyor. Ayrıca Sorrentino klasiği olan ihtişamlı müzik ve görüntü gibi öğelerle filmde büyülü bir atmosfer yaratılıyor. Yaşlılık ve gençlik kavramlarını yan yana koyan film Cannes’da Louder Than Bombs ve Son of Saul’un rakipleri arasında yer alıyordu. Yönetmenin takipçilerinin kaçırmayacağı filmin Altın Küre ve Oscar’da en iyi şarkı dalında adaylıkları olduğunun da altını çizmekte fayda var.
Kadınların oy hakkı mücadelesi beyazperdede
Suffragette (Diren), İngiltere’de kadınların oy kullanma hakları için başlattıkları mücadeleyi konu alan bir dönem filmi. 20. yüzyılın başlarında İngiltere’de kadınların oy haklarını elde etmek için başlattıkları, daha sonra süfrajet adını alan hareketi konu alan filmin yönetmeni Sarah Gavron, “Bu sıradışı ve muhteşem hikayenin hiç anlatılmamış olması beni çok şaşırtıyordu. Kadınlardan kurulu bir ekiptik ve konuyu hemen sahiplendik” diyor ve kolları sıvıyor. Orta ve üst sınıftan kadınların başlattığı süfrajet hareketinin başarılı olmasındaki en büyük etken olan işçi sınıfından kadınların da mücadeleye verdikleri desteğe odaklanan filmin, “bizden” bir kadını kahramanlaştırılmadan anlatması övgüyü hak ediyor.
Nazi dönemi Almanya’sına başka bir bakış
Giulio Ricciarelli’nin ilk uzun metraj filmi olan Labyrinth of Lies (Yalan Labirenti) Nazi dönemi sonrası Almanya’sını ele alıyor. Dünyanın henüz soykırımdan bihaber olduğu süreçte bir savcının serüvenine değinen film tarihle yüzleşme konusunda önemli bir yapım. Filmin Bavyera, Les Arcs Film Festivali gibi yarışmalardan ödüllerle döndüğünün de altını çizmekte yarar var.
Yeni vizyon filmlerinin yanı sıra Altın Küre ve Oscar’ın çok konuşulduğu bugünlerde, SineBU’da daha önce gösterilmiş olan ve Oscar adaylıkları bulunan The Look of Silence, When Marnie Was There, Mustang ve 45 Years Şubat ayında arka arkaya yeniden perdeye taşınıyor. Ayrıca Rüzgarın Hatıraları filmini kaçıranlar için 17 Şubat’ta 19.00’da bir ek gösterim olacak, ajandalarınıza not etmeyi unutmayın!
Program hakkında bilgi için: http://www.sinebu.boun.edu.tr/
Bilet ücretleri: Tam 12TL, Personel 8TL, Öğrenci 3TL, Sinema Kulübü bü(s)k Üyesi 2TL
