Yazar Murat Menteş: Sinema ve roman ‘’öteki’’ni anlamamızı sağlar
Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi geçen hafta son yılların çok satan kitaplarından ‘’Dublörün Dilemması’’, ‘’Korkma Ben Varım’’, ‘’Ruhi Mücerret’’ in yazarı Murat Menteş’i ağırladı. Yayıncı Ahmet Öz ve Mithat Alam Film Merkezi’nden Zeynep Ünal’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen sohbette Menteş sinemadan edebiyata, toplumsal ilişkilerden kent yaşamına farklı konulara uzandı.
Murat Menteş, bir insanı tanımlamanın derininde o insanı ele geçirmenin yattığını bu yüzden de bunun okuyucularla bağını arttırdığını belirtti. “Cüneyt Arkın film çevirir, Gencebay şarkı söyler ve ben roman yazarım’’ diyen Menteş kendi romancılık deneyimleri anlattı. İlk romanı Dublörün Dilemması’ndan sonra roman teorisi hakkında kapsamlı bilgi sahibi olmaya başladığını söyleyen Menteş öğrenmenin sürekli olduğunu belirterek ‘’İnsan keman çalmayı öğrenirken resital verebilir, sahnedeyken öğrenmeye devam eder’’ dedi.
Avrupa medeniyetinin romanlardan uyarlandığını söyleyen yazar, Sherlock Holmes karakterini örnek vererek Holmes karakterinin önemli bir vatandaşlık örneği olduğunu, zira ötekini anlama çabasında olduğunu belirtti. Yazar, roman okumanın empati, özdeşleşme, başkasını anlamak açısından önemli olduğunu belirterek ‘’Roman okumak bize büyük bir özveri kazandırır, romanı okumak tüketmek değildir, aynı zamanda inşaatında çalışmak da demektir. Başkalarını anlamak için, çoğulculuk, demokrasi için roman okumalıyız’’ dedi.
‘’Ülkemizdeki temel sorunların kaynağı roman okumamaktan kaynaklanıyor’’
Romanların toplumların gelişmesindeki yadsınamayacak hayati önemine değinen Menteş, romanların insanların hayatı “kavrama” yetisini geliştirmede temel olduğunu söyledi. Balzac sayesinde kadının birçok farklı halini kavradığımızı, Sherlock’ta bir insana bakınca onu her şeyiyle anlama yetisini kavradığımızı belirten yazar, Avrupa’nın tüm klasik romanları okuyarak şu anki medeniyetine ulaştığını; ülkemizdeki sorunların en temel nedeninin ise roman okumamak olduğunu dile getirdi.
Avrupa’nın en büyük meziyetinin bir dönem çok özgün ve çok fazla film ve roman üretmek olduğunu dile getiren Menteş, sinemanın siyasi nobranlık kabul etmediğini; izleyicinin bilhassa gündelik siyasette karşı karşıya geldiği otoriterliği sinemada reddebildiğini anlattı.
“Sinema sıkıcı tarafları atılmış hayattır’’ diyen Murat Menteş, filmlerde de karakterlerin mutlaka filmin başından sonuna kadar değişim geçirdiğini ve filmlerin çok temel temaları olduğunu dile getirdi. Rambo’nun çorba içerken olayların içine girdiği örneğiyle tüm dünyadaki toplumsal hareketlerin temelinde “çorba içmek”, “çocuğuna ayakkabı almak”, “karnını doyurmak” gibi sade, saf amaçların yattığını belirtti.
Sinema açısından 2000’lerden sonra mevcut paradigmanın değiştiğini düşünen yazar, artık sinema arenasında Hollywood’dan farklı bir zihne sahip Danimarka, İran, Kore gibi yeni ülkelerin çıktığına dikkat çekti.
‘’Birarada yaşam ötekiyle diyalogla mümkün’’
“İnsanlar hayatımda bir kadının, bir erkeğin, bir arkadaşın, dostun, ailenin eksikliğini hissediyorum der, şimdiye kadar hangi insan ya da roman kahramanı hayatımda bir liderin eksikliğini hissediyorum, demiştir? “ diye soran Menteş, otoriter rejimlerin sadece sinema ve romanı değil, toplumu ve hatta liderin kendisini de tükettiğini söyleyerek “Stalin öldüğünde ağzında üç dişi kalmıştı’’ dedi. İslamiyet’in Türkiye’de ve tüm dünyada ayrıştırıcı bir unsur olarak kullanılmasını eleştiren Menteş, bir arada yaşamanın diyalog kurarak mümkün olduğunu belirtti.
Türkiye’de İslam’ın kültürel ve sosyal kodlarımıza, gündelik dilimize yansımalarını ‘’Çağrı’’ (The Message) filmi örneği üzerinden açıklayan yazar, tüm dinlerin, sosyolojik unsurların sinema sayesinde görsel olarak insanlara rahatlıkla anlatılabileceğini söyledi. Çoğu izleyicinin Hz.Hamza’yı ve İslamiyet’in doğuş döneminin bu filmden öğrendiğini söyleyen Menteş, ‘’Bu filmi yapanlara özendiğim için çocukluğumdan beri roman yazmak istemiştim. İslam’ın belki 1500 farklı yorumu var ama bunları kullanmasını bilmeliyiz. Zeka ayrım yapma yetisi değildir, benzerlik kurma yetisidir. Konsepte bakıştaki bu değişiklik birçok sorunu çözer’’ diye konuştu.
Söyleşisinde kent yaşamı ve modernlik ilişkisine de değinen Menteş, yurttaşlık ve medeniyetin doğal sonuçlarından biri olan şehirlerin, kaldırımlar, parklar ve ağaçlardan oluştuğunu; yollarda yeteri kadar kaldırım olmayan bir toplumun bilinçaltında çocukların arabalardan daha önemsiz olduğunu ifade etti.
Haber: Duygu Öksünlü-Ahmet Berkay Karakaş /Kurumsal İletişim Ofisi
