“Türkiye’nin lokomotif sektörünü dönüştürmek istiyoruz”

Boğaziçi Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi’nin desteğiyle ortaya çıkan İnşaat Dükkânı projesi, inşaat sektöründe internet bazlı uygulamalarla satın alma süreçlerini kolaylaştırmayı hedefliyor. Tamamen öğrencilerden kurulu bir ekipten oluşan İnşaat Dükkânı, Kasım ayında faaliyete geçmesine rağmen 250’nin üzerinde operasyon yürüterek önemli bir başarıya imza attı.

“Türkiye'nin lokomotif sektörünü dönüştürmek istiyoruz”

Projeyi yürüten 12 kişilik ekipten, Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri Hüseyin Nalbantoğlu, Mehmet Can Farsak ve Abdullah Hanefi Önaldı ile İnşaat Dükkânı’nın ortaya çıkışı, bugün geldiği nokta ve gelecek hedefleri üzerine bir söyleşi yaptık. Öğrencilikte iş tecrübesi edinmenin çok önemli olduğunu söyleyen ekip, hem öğrenci olup hem de proje yürütmenin artılarına ve eksilerine de değindi.


Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Hüseyin Nalbantoğlu: Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’ne 2012 yılında giriş yaptım. Okurken aynı zamanda farklı yerlerde staj yapmaya gayret gösterdim. İnşaat sektöründe satın alma sürecinin nasıl yapıldığını öğrendim. İnşaat Dükkânı projesinin fikri bu esnada doğdu. Mehmet Can’a projemden bahsettim. Güvenebileceğim bir yol arkadaşına ihtiyacım vardı. Ağustos’ta Mehmet Can’la anlaştık, Ekim sonu itibariyle site hazır oldu. Kasım’da da fiili olarak çalışmaya başladık.

Mehmet Can Farsak: 2012 yılında Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’ne başladım. Bölümde okurken aynı zamanda farklı inşaat firmalarında staj yaptım. Finans konularına olan ilgimden dolayı finans firmalarında da staj yapmaya çalıştım. Benim idealim üç senede okulu bitirebilmekti. Bir sıkıntı çıkmazsa bu sene bitireceğim okulu ve hedefime ulaşmış olacağım. Sonra Hüseyin bana projesini anlattı. Son senem çok yoğun olmadığı için ben de teklifini kabul ettim.

Abdullah Hanefi Önaldı: Bilgisayar Mühendisliği’nde okuyorum. Teknik olarak web sitesiyle ilgilenmek amacıyla projeye dahil oldum.

İnşaat Dükkânı projesinin fikri nasıl ortaya çıktı?

Hüseyin Nalbantoğlu: Benim en son yarı zamanlı olarak çalıştığım firma Türkiye’nin en büyük inşaat firmalarından biriydi. Orada 300 milyonun üzerinde bir bütçe yönettim ve satın almanın 2015 yılı itibariyle çok eski yöntemlerle yapıldığına karar verdim. Sistemin işleyişi şöyle: Önünüze bir talep düşüyor, Google’dan ya da kendi portföyünüzden ilgili tedarikçileri buluyorsunuz. Ardından hepsini arayıp bu ürünle ilgili teklif istiyorsunuz. Sonra maille tekliflerini alıyorsunuz. Sonra tüm teklifleri fiyat karşılaştırma tablosu diye tanımlanan bir excel dosyasına yerleştiriyorsunuz. Tüm detaylar burada bir araya geliyor. Bu tablo üzerinden teklif veren firmaların karşılaştırmasını yapıyorsunuz. Tabii burada teklif edilen fiyat her zaman bir numaralı etken olmuyor. Fiyat kalitesi, referans gibi faktörler de süreci etkiliyor. Bu karşılaştırmadan sonra sipariş veriyorsunuz. Benim sen son çalıştığım şantiyede 12 bin kişi çalışıyordu. 300 kişinin çalıştığı bir boru hattı projesinde boruların teslimi iki gün gecikti. İnşaat sadece o hatta yevmiye usulü çalışıyordu. 48 bin lira durduk yere çöpe gitmiş oldu. Bu direkt olarak satın almanın operasyonel zararı olarak kayıtlara geçiyor. Buna geleneksel yaklaşım diyorum ben. Geleneksel yaklaşımda; A firması gününde teklifini veriyor, B firması iki gün sonra veriyor, C firması üç gün sonra teklifini veriyor. Üç firmanın karşılaştırmasını yapmadan yönetime teklifleri sunamıyorsunuz. Tüm kurumsal firmalarda 3 alternatifin kesinlikle olması gerekiyor. İnşaat Dükkânı projesinde bu kayıpları ortadan kaldırmak için yola çıktık.

Sizdeki süreç nasıl işliyor?

Hüseyin Nalbantoğlu: Bizim iki tane ürünümüz var şuan. Birisi e-ihale, diğeri de e-teklif toplama. İnşaat firmasının bize talebini iletmesi ve bizim bu talebi tüm tedarikçilere iletmemiz, inşaat firmasının tedarikçilerin katılımını onaylaması e-ihale aşamasını oluşturuyor. İnşaat firmasının istediği saatte, herkes aynı anda online oluyor ve açık eksiltme usulü ihale gerçekleştiriyoruz. Bu süreçte firmalar birbirinin adını göremiyor, teklifini görebiliyor ve buna göre de tekliflerini revize edebiliyorlar. Bu sayede rekabeti inşaat firmasının önüne altın tepside sunduğumuz için bugüne kadar ortalama %15 iskonto sağladık. Online teklif toplama ise inşaat firmasının bize talebini iletmesi, bizim çok basit bir ara yüzle bunu tüm ilgili tedarikçilere iletmemiz şeklinde ilerliyor. Bu sayede herkes aynı şablon üzerinde teklifini iletmiş oluyor ve az önce bahsettiğim fiyat karşılaştırma tablosu ortaya çıkıyor.

Projeyi ilk ortaya çıkardığınız zaman nasıl bir destek aldınız?

Hüseyin Nalbantoğlu: Biz Boğaziçi Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi tarafından desteklenen bir projeyiz. BU Hayalet kapsamında öncelikli olarak açık ofiste ardından da kapalı ofise geçerek çalışmalarımızı yürüttük. Daha sonra İTÜ Çekirdek’e kabul edildik. Orada da ofisimiz bulunuyor. En sonda da Bilkent’e kabul edildik. Bilkent Cyberpark’ta da işe alımlarımızı bitirdikten sonra yaklaşık bir buçuk ay içerisinde çalışmalarımıza başlayacağız.

Ekibiniz kaç kişilik?

Mehmet Can Farsak: Şuan 12 kişi bilfiil çalışıyoruz. Ekipte bir kişi haricinde herkes Boğaziçili. Bir arkadaşımız Galatasaray Üniversitesi’nden.

12 kişilik ekipteki herkes öğrenci mi?

Mehmet Can Farsak: Evet, ekibimizdeki herkes öğrenci şuan.

Çalışma saatlerini nasıl ayarlıyorsunuz?

Hüseyin Nalbantoğlu: Sadece Mehmet Can ile ben tam zamanlı olarak çalışıyoruz. Bazı arkadaşlarımız 2 gün geliyor, bazıları 3 gün geliyor. Burada önemli olan insanların yaptığımız işe inanması ve ellerinden geleni ortaya koymasıdır. Biz bir avuç insan, Türkiye’nin lokomotif sektörünü dönüştürmek istiyoruz.

İnşaat Dükkânı gibi çalışan başka bir platform var mı?

Hüseyin Nalbantoğlu: Bizim direkt bir rakibimiz yok. Bizim ana rakibimiz geleneksel çalışma yöntemleri.

Sizin çalışma şeklinizi Yemek Sepeti ’ne benzettim biraz. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Mehmet Can Farsak: Yemek Sepeti ilk çalışmaya başladığı zamanlar internet alt yapısı bu kadar gelişmiş değildi. Bizim içinse şuan internet alt yapısı gibi bir sorun yok. Çok iyi bir konumdayız ama inşaatla ilgili insanlarda şuan teknoloji kullanımı az. Web sitesini sadece mailleşmek için kullanan tedarikçiler bulunuyor. Bende bizim çalışma şeklimizi Yemek Sepeti ‘ne benzetiyorum. Ancak özellikle bu bahsettiğim sıkıntılardan ötürü de çok uyuşuyoruz.

Bu sıkıntıları aşmak için neler yapıyorsunuz?

Hüseyin Nalbantoğlu: İnsanlar ilk başta alıştıkları yöntemlerden vazgeçmek istemiyorlar. Ancak biz kendimizi anlatıyoruz ve bu yöntemle daha fazla kar edeceklerini ifade ediyoruz. Kabul etmeleri kolay olmuyor ama denedikten sonra kullanmaya devam ediyorlar. Bu durumda önemli olan ilk eşiğin aşılmasıdır.

Dünyada sizin projenizin bir örneği bulunuyor mu?

Hüseyin Nalbantoğlu: İnşaat sektöründe yok. Fakat farklı satın alma çözümleri bulunuyor. Bizde bu farklı alanlardaki çözümleri takip ediyoruz ve bunun Türkiye’ye uyarlanması için en iyi yöntemleri öğrenmeye gayret gösteriyoruz. Dünyadaki satın alma örnekleri milyar dolarlarla ifade edilen satın almaları gerçekleştiriyorlar. Başka alanlarda başarılı olmuş örneklerin olması bizim için de bir güvence oluşturuyor. Amerika’da başarıya ulaştıysa, Türkiye’de neden olmasın?

Hem öğrencilik yapıp hem de böyle bir projeyi hayata geçirmek nasıl mümkün olabildi? Bu durumun artıları ve eksileri nelerdir?

Mehmet Can Farsak: Projeye yeni başladığımız zaman, işler yoğun olmadığı için çok fazla bir değişiklik olmadı hayatımda. Derslerle işin bir arada gidebileceği düşüncesi hakimdi. İşler yoğunlaşmaya başlayınca dersler ister istemez ikinci plana düşüyor. Kurumsal bir firma gibi davranmaya başladığımız andan itibaren, işe dair daha fazla sorumluluk hissetmeye başladık. Eğer öğrenci olarak insanlar proje yapmak istiyorlarsa yoğun tempoyu göze almaları gerekiyor. Diğer bir taraftan da öğrenciyken böyle bir işte ya da projede çalışmak sizi hayata daha erkenden hazırlıyor.

Hüseyin Nalbantoğlu: Ortada ekip yokken işler bu kadar zor ve yoğun değildi. Ancak ekip oluşmaya başladıktan sonra insanları yönetmenin sorumluluğu da ortaya çıkıyor. Daha önceden bir yerde çalışırken sadece verilen görevleri yapmak gerekiyordu. Artık insanlara görev verme ve onların işlerini takip etme sorumluluğu da ortaya çıktı. Bir kişi yerine 12 kişilik düşünmeye başlamak mental olarak çok yorucu olabiliyor. Öğrencilik ve çalışma hayatı arasındaki ilişkinin şuan tamamen insanların öncelikleri ile alakalı olduğunu düşünüyorum. Ancak hem çalışılabilecek hem de okula devam edilebilecek bir ekosistemin yaratılması gerekiyor. Bunun gerçekleşebileceği en iyi yerlerden birisi de Türkiye’nin lider üniversitelerinden olan Boğaziçi Üniversitesi’dir.

Abdullah Hanefi Önaldı: Benim normalde bir start up’ta bulunma ya da başka bir yerde çalışma gibi bir fikrim yoktu. Ancak arkadaşlarla görüşünce gerçekleştirilmesi mümkün olan ve sonuçları güzel olabilecek bir proje olduğuna inandım ve burada çalışmaya başladım. Ben projede daha teknik bir görevde bulunuyorum. Projenin bilişim alt yapısından sorumluyum. Dolayısıyla belli bir çalışma saatim ya da programım bulunmuyor. Bu açıdan öğrenciliğimde de herhangi bir aksama olmadı ve bu süreci yönetmek benim açımdan çok zor olmuyor.

Kurumsal olarak ne durumdasınız şuan?

Hüseyin Nalbantoğlu: Dört ayda 250’nin üzerinde üyeye eriştik. Bu üyelerin arasında dünyanın en önemli inşaat firmaları da yer alıyor. 26 e-ihale yaptık. Yaklaşık 30 tane de teklif toplama operasyonunu yürüttük. Toplamda 13 milyon liranın üzerinde ihalenin alımına aracı olduk.

Mehmet Can Farsak: Kurumsal olarak amacımız gelecekte inşaatta satın alma dendiği zaman insanların aklına İnşaat Dükkânı’nın gelmesini sağlamaktır. Tüm sektörü İnşaat Dükkânı’na bağlayıp bu sektörü dönüştürmek istiyoruz.

http://insaatdukkani.com/

Röportaj: Talat Karataş / Kurumsal İletişim Ofisi

Fotoğraf: Ali Özlüer